Harun Eytemiş, bir alıntı ekledi.
20 May 05:31 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Yaktım yine başucu lambalı. İçin karanlıktı zaten, bari odam aydınlık olsun...

Handan, Ayşe Kulin (Sayfa 69 - Everest)Handan, Ayşe Kulin (Sayfa 69 - Everest)

Dar Dünya - Aziz Nesin
Yüreğim gövdeme sığmıyor
Gövdem odama
Odam evime sığmıyor
Evim dünyaya
Dünyam evrene sığmıyor
Patlayacağım

Acımın acısından susmuşum
Ki suskunluğum göklere sığmıyor
Böyle bir acıyı kimlere nasıl anlatacağım
Gönül dar geliyor sevgime
Kafam beynime
Ah şakaklarım
Çatlayacağım
Anladım artık anladım
Kimselere anlatamayacağım

MAVİ DÜŞ - OKURGEZER, bir alıntı ekledi.
16 May 09:10 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

" Her şeyden kaçarken,
Arka odam sen oldun.
Yollarımız ayrıldı sonra.
Bir hikayenin mutlu sonla bitecek cümlesiyken,
İz bırakmaz bir silgiyle önce silindi ismimiz,
Sonra kör kalemle geçildi üstünden.
Halbuki sigara üflesek seninle dünyanın iki ucundan,
Dumanlarimiz bile bulurdu birbirimizi. "

Kafka Okur Sayı 16, Kolektif (Sayfa 38)Kafka Okur Sayı 16, Kolektif (Sayfa 38)
Cansu ️, bir alıntı ekledi.
 14 May 14:47 · İnceledi

Benim odam da bir tabut değil miydi, yatağım mezardan daha soğuk, daha karanlık değil miydi? O yatak ki hep hazırdı ve beni uykuya çağırıyordu! — Bir tabutta olduğum duygusunu sık sık yaşamışımdır. Geceleri odam küçülüyor, bunaltıyordu beni. Mezarda hissedilen de bu değil miydi? Kim bilir ölümden sonra ne hissedileceğini?

Kör Baykuş, Sadık HidayetKör Baykuş, Sadık Hidayet
İgnore, bir alıntı ekledi.
14 May 07:13 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bence hayat her türlü kötü ya neyse
Hayat kötü demekle benim yaşadığım hayat kötü demek arasında ciddi bir fark var. Muhteşem düşenmiş bir oda düşünelim. Bu odanın tüm duvarları, boydan boya kirli, eğri büğrü aynalarla kaplı olsun. Temiz ve büyük bir intizamla düzenlenmiş oda bu aynalarla kirli, eğri büğrü, düzensiz görünür değil mi? Odanın sahibi, odam kötü, kirli, pis derse yanlış bir hükme varmış ama odamı kirli, pis, eğri büğrü görüyorum, algılıyorum derse doğru ve hakikatli bir yargıda bulunmuş olur, öyle değil mi? Biz de hayatın kendisine kötü, anlamsız, değersiz dersek, aldanırız ama hayatın bizdeki izdüşümü, yansıması kötüdür dersek, daha doğru bir hükme varır, hayata da haksızlık etmez, adil davranmış oluruz. "

Giderken Bana Bir Şeyler Söyle, Mustafa Ulusoy (Sayfa 44 - Kapı Yayınları)Giderken Bana Bir Şeyler Söyle, Mustafa Ulusoy (Sayfa 44 - Kapı Yayınları)

HOŞGELDİN KADINIM
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde.
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

Nâzım Hikmet

Kıssadan Hisse: Fark Etmek
Bir gün susmayı öğrendim.. Öyle bir sustum ki, belki sonsuza kadar… susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi.Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır,öper sonrada hadi odana git derdi.Yemek hazır olunca annem çağırır bu defada masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer,sesimi duyuramayıncada bağırırdım. Babam sinirlenir,” Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme! ” derdi.Annemde ” Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laftamı konuşturmayacaksın babanla? ” diye çıkışır beni odama gönderirdi.

Çaresiz bir şekilde boynumu bükerek odama, yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan ” Bizim bir odamız bile yoktu. Her şeye sahip hala ne istiyor anlamadım ” diye bağırmaya devam ederdi. ” Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık ” derdim içimden, ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim…

Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır televizyon izlerdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli bir şey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz!!!

Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; ” Bak böyle uslu uslu oyna işte ” diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak artık beni odama göndermiyordu. ” Son günlerde nede akıllandı benim oğlum ” diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem ” Odanı topla ” diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor, ama odamı toplamayı beceremiyordum. Annem odama gelip ” Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım ” dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayıda elimden alırsa ben ne yapacaktım? Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım.

Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zaman ki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. ” Hım ” dedi. ” Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde ” dedi. Ben ” Hayır o adam değil, bu çocuk sensin ” dedim. O ” Hayır bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kızda arkadaşın ” dedi. Ben yine ” Hayır. O büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kızda annem ” dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip; ” Peki neden bizi küçük çizdin? ” dedi. Heyecanla başladım anlatmaya. ” Ben büyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet Amca ile Ayşe Teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde ‘ Hadi odanıza çekilinde kafa dinleyeyim ‘ diyeceğim. Ve birde bağıracağım ‘ Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odalarıda var daha ne istiyorlar ‘ diye.

Annemle babamın gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı…Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi…

Öyle ya,

Farkında olmalı insan…
Kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı..
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen..
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli..
Anne karnına sığarken, dünyaya neden sığmadığını..
Ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli..
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli..
Henüz bebekken ‘Dünya Benim!’ dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,
ölürken de aynı avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!’ dercesine apaçık kaldığını fark etmeli..
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli..
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra..

Azrail'in her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan..
Ve ölmeden evvel ölebilmeli..
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte,
ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli..
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) olduğunu fark etmeli..
Ve ona göre yaşamalı..
Gülün hemen dibindeki dikeni,
dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli..
Evinde 4 kedi 2 köpek beslediği halde,
çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli..
Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli..

Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini,
ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli..
Zenginliğin ve bereketin,
sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli..
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını,
60-70 yıl sonra sigara yüzünden Azrail’e soba borusu gibi teslim etmenin emanete hıyanet sayılacağını fark etmeli...
63 yıllık ömründe hiç karnı doymayan bir Peygamber’in ümmeti olarak,
aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli.

Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür.

Sade, bir alıntı ekledi.
07 May 13:16 · Kitabı okudu · Puan vermedi

... Benim odam da bir tabut değil miydi, yatağım mezardan daha soğuk, daha karanlık değil miydi?...

Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 63)Kör Baykuş, Sadık Hidayet (Sayfa 63)