5/10
·192 syf.··
2026 7. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 13:54
Sarah ve Şemsi, arkadaşımın beğendiği için ödünç verdiği bir kitaptı. Fakat ben arkadaşım kadar zevk alarak ya da beğenerek okumadım. Kitapta 1800’lü yıllarda yaşamış olan ve ilk uluslararası tiyatro yıldızı sayılan Sarah Bernhardt’ın İstanbul turnesine geldiği bir hafta anlatılıyor. Yazar, büyük büyükbabası Molla Şemsi’nin Sarah Bernhardt ile geçmişte bir ilişki yaşadığını hayal etmiş ve bunu roman şeklinde kaleme almış. Fakat kitapta ne bir olay var ne de gerçekten hissedebileceğim bir aşk hikayesi mevcut. Karakterlerin ağzından sürekli olarak seviyorum, aşığım tarzında konuşmalar duysak da ben o hissiyatı alamadım.  Aslında konu güzel işlenebilse ilgi çekici bir kitap ortaya çıkabilirmiş. Fakat her şey çok yüzeysel; sürekli olarak bir kırılma noktası bekledim, ama yoktu. Her şey oldukça durağandı ve kitap neredeyse elle tutulur bir mevzu olmadan bitti. Sanki yazar Sarah Bernhardt için bir biyografi yazmak istemiş ama çok da derine inmek istemediği için bir roman olarak kurgulamış. Zaten kitabın sonundaki yazıda da araştırmalarını çok derin tutmadığından ve ne kadar yararlanabileceği biyografik kaynak olsa da iki üç tanesini referans aldığından, neredeyse tamamen kurmaca bir metin yazdığından bahsetmiş. Sürekli olarak sanki bir biyografi kitabıymış gibi Sarah Bernhardt ile ilgili bilgiler okuyoruz.  Molla Şemsi aslında ilgi çekici bir karakter olabilirmiş; ama kitap boyunca o kadar tuhaf yansıtılıyor ki kendimi karakteri hiç sevmemiş bir vaziyette buldum. Kitap üzerinden konuşursak Sarah Bernhardt’ı sahiden seven bir karakter mi derseniz bence hayır, saplantı olduğunu düşünüyorum. Bir hafta boyunca gizli aşıklar gibi Sarah ile buluşup gezen Şemsi, karımı da seviyorum diyip akşamları eşi Saide’nin yanında ona sarılarak uyuyor. Sarah’ın kendisini öpmesine izin
Sarah ve ŞemsiNilüfer Kuyaş · Sia Kitap · 2024527 okunma
10/10
·128 syf.··
2026 16. kitabı
Bu kitap hakkında sayfalarca yazabilirim. Çoğu çocuk kitabı gibi bu da yalnızca çocuklar için değil. Hatta daha çok yetişkinler için. Çocuk kitapları okumayı severim, bu da sevdiklerimden biri oldu. Bu kitap sevmeyi, iyi kalp ne demektiri, evi, yuvayı, arkadaşlığı anlatıyor. Öyle bitirdim deyip kenara koyulabilecek bir kitap değil. Çünkü herhangi bir sayfasını açıp aynı yeri okurken farklı şeyler hissedebilir, resminde görmediğiniz bir detayı görebilirsiniz. Altını çizdiğim yerlerin sayısı epey fazla. Az önce yazdığım şeylere ek olarak bir de hediye olunca "ödünç dahi vermeyeceğim kitaplar" listeme eklendi. Bu arada yarım saatlik bir animasyon filmi de var, mutlaka izlemelisiniz. Hatta hemen şimdi...
Çocuk, Köstebek, Tilki ve AtCharlie Mackesy · Mundi Yayınevi · 20215,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·158 syf.··
2026 8. kitabı
Üsküdarın meşhur kafelerinden biri,Aşiyan Kitap Kahve. Menengicimi yudumlarken gözüm kitaplığa ilişti. İnce bir kitap okurken kahvem daha lezzetli olabilir diyerek kalkıp rafları yokladım. Ve dikkatimi çeken bu kitap oldu. Neden bu kitap diyecek olursanız İslamiyet ve Atatürk ikilisini bir arada görmek her zaman ilgimi çekmiştir. Yanlış anlaşılmasın. Politika ve tarafgirlik becerebildiğim bir şey değildir. Apolitik bir görüşe sahibim. Kendi halimde yaşayıp gidiyorum. Yarısına kadar göz gezdirdim ve evet kitabı orada bitiremedim çünkü kahvemin telvesi ağzıma gelmeye başlamıştı. Fincan sayfalardan daha hızlı git gel yapıyordu. Benzetmeler,özellikle 19 mucizesinin abartısı kahvemin bitmesini söylüyordu... Ödemeyi yaparken kitabı ödünç alıp çıktım. Geri vermeyi düşünüyor muyum hmm buna cevabım hayır. Kitabın güzel olmasından değil. Bitirdikten sonra birdaha ele alınmayacak,fırlatıp rafta eskitilecek bir kitap olduğundan ötürüdür. Geri götürmeyeceğim.
1000Kitap
Kur'an - İslamiyet, Atatürk ve 19 MucizesiCenk Koray · Altın Kitaplar · 199499 okunma
7/10
·240 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Normalde daha çok edebi kitaplar okumayı tercih eden biri olarak hayatımda ilk defa bambaşka bir türe geçtim. Yakın bir arkadaşımın önerisiyle Neva Altaj’ın Kusursuzca Kusurlu serisini okumaya karar verdim. Açıkçası ilk kitabı satın da almadım, arkadaşımın kitabını ödünç alarak başladım. Serinin ilk kitabı olan Tuvaldeki Yaralar’ı da iki günde bitirdim. İki günde bitirdim çünkü kitap gerçekten kendini okutuyor. Ama şunu da söylemem lazım; beni bayağı ortaokulda okuduğumuz Wattpad kitaplarına götürdü. O dönem okuduğumuz hızlı ilerleyen, karanlık atmosferli, bol çekimli, biraz abartılı ama bir şekilde merak ettiren kitapların havası vardı. Okurken hem eğlendim hem de yer yer “ben ne okuyorum şu an?” diye kendime güldüm. Tuvaldeki Yaralar, mafyatik romantik drama türünde bir kitap. Roman ve Nina üzerinden ilerleyen, sahte evlilik dinamiğiyle başlayan, aksiyon ve romantizmi bir arada taşıyan bir hikaye. Bu yüzden kitaba edebi bir metin beklentisiyle başlamak bence doğru olmaz. Kitabın derdi derin bir edebi dil kurmak değil; hızlı akan, gerilimi yüksek, romantik çekimi önde olan bir hikaye sunmak. Bu türü normalde okumadığım için başta biraz mesafeli yaklaştım. Ama kitabın temposu düşük değildi ve merak duygusunu canlı tuttu. Roman’ın karanlık ve kontrolcü dünyasıyla Nina’nın daha farklı, daha renkli ve kendine has tarafı arasındaki zıtlık kitabı taşıyan şeylerden biriydi. İkisinin arasındaki dinamik yer yer abartılıydı ama türün içinde değerlendirince bu abartı çok da şaşırtıcı gelmedi. Benim için kitabın en güçlü yanı akıcılığıydı. Ağır bir okuma değil, kafa dağıtan ve hızlı biten bir kitap. Bazı yerlerde olayların fazla hızlı ilerlediğini düşündüm. Bazı sahneler tahmin edilebilirdi ve karakterlerin duygusal geçişleri bana yer yer aceleye gelmiş gibi hissettirdi. Bu
Tuvaldeki YaralarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20252,972 okunma
hizmetçi, spoiler?
6/10
·352 syf.··
2026 4. kitabı
yazım dili belki çeviridendir ancak edebiyata dair hiçbir iz taşımıyor gibiydi. buna rağmen kitabı çok akıcı buldum, beni merak ettirdi ve çok kısa süre içinde kitabı bitirdim. ters köşesini sevdim ancak sonunda hizmetçinin başka bir eve “yardım” için gönderilmesi ve muhtemelen ikinci kitabın da o evde hizmetçinin “yardımıyla” çözülmesi gereken bir olay etrafında dönüyor olması beni cezbetmedi. henüz diğer iki kitabını okumadım ve eğer arkadaşımda olmasaydı satın alıp okumazdım ama arkadaşımdan ödünç alıp sırf merak ettiğim ve yarım bırakmış gibi hissetmek istemediğim için okuyacağım. belki okuyunca fikrim değişir ama ilk kitap kesinlikle kötü değildi.
HizmetçiFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 202311,6bin okunma
Puan vermedi·215 syf.·
2026 28. kitabı
Frank Furedi'nin 2004'te kaleme aldığı, Türkçeye 2010'da Erkan Koca çevirisiyle kazandırılan bu kitap, ilk bakışta bir nostalji metnine benziyor: "nerede o eski entelektüeller?" sorusunu sorduğunda, çoğu okur kapağı kapatmadan önce gözünü deviriyor olabilir. Çünkü bu soruyu soran her kalem, biraz da geçmişin kült figürlerine sığınan, yenilenle başa çıkamamış birinin sızlanması gibi gelir kulağa. Furedi bu tuzağa kısmen düşer; ama düştüğü yerden çıkardığı tespitler, bu coğrafyada sızlanmayı hak edecek kadar haklıdır. Kitabın belkemiği tek bir kavram: philistinizm. Furedi'nin Schopenhauer'den ödünç aldığı bu terim, "zihinsel ihtiyacı olmayan insan"ı tarif eder. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, mevki ve şöhret kovalamayı bilen ama düşünceyi kendi başına bir zevk olarak tanımayan, hatta düşünmenin kendisini "zaman kaybı" sayan tipoloji. Bir zamanlar bu sözcük üniversite çevrelerinde sıradan halkı tanımlamak için kullanılırdı; Furedi'nin tezi şu: artık üniversitenin kendisi philistinleşmiştir. Çürümenin alttan değil üstten geldiği bir çağdayız. Kitap altı bölümde altı yara açar. Aklın değer kaybı: Aydınlanma'nın iddiası — "akıl evrenseldir, hakikat bulunabilirdir, bilgi özgürleştirir" — postmodern relativizm tarafından aşındırılmıştır. Hakikat artık çoğul, görelidir; herkesin gerçeği kendinedir; bu cümle bir özgürleşme gibi başlamış, bir teslimiyetle bitmiştir.Önemsiz görülen arayışlar: Bilgi salt bilgi olarak değer taşımaz olmuştur; her cümlenin altına bir "ne işe yarayacak?" sorusu konmuştur. Einstein'ın "gerçeğin arayışında olmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir" cümlesi artık duvar süsüdür; uygulanmaz.İçeriğin yokolması: Üniversite işletmeye, akademisyen profesyonele, ders pakete dönüşmüştür. Edward Said'in kitapta alıntılanan tespiti sertir: profesyonel, "kayığı
Nereye Gitti Bu Entelektüeller?Frank Furedi · Birleşik Kitabevi · 201062 okunma