Offf diyorum… Neden? Çünkü ben otobiyografik roman sevmem çok da okuyamam yani ama bunu var ya büyük bir hazla okudum. Nasıl başladım ve nasıl bitti anlayamadım. Yazım dili her zamanki gibi tereyağı tadında. Bu bir ben kimim kitabı o yüzden ne yazsam spoiler olur. Dolayısıyla kitabı bitirdikten sonra bende oluşturduğu düşünceyi aktarmak için yazıyorum buraya. Evet, ben bugüne kadar okuduğum 16 Jean-Christophe Grange kitabını (Güneşsizler hâlâ kütüphanede okunamadı) bir de onun kim olduğunu bilerek en baştan okumak istiyorum. O katil babaları tekrar tekrar bütün dikkatimi vererek özümsemek istiyorum.
İşte kitap gerçekten de oturup yazarın tüm kitaplarını tekrar okutacak nitelikte.
Keyifli okumalar..
Ama NEDEN...
UNUTULMUŞ KUŞLAR GÖĞÜ - 3
#kitapyorumu
Yine ben... Bu seriye birden fazla gönderi yaptım ve daha da yapacak gibiyim çünkü RANS ve EVERA'ya aşığım.
Zaten konuyu bir önceki posta uzun uzun anlattım o yüzden UYARIYORUM bu bir SPOİLER içeren eleştiri yorumudur!
Öncelikle bu seriyi ne kadar sevdiğimi anlatmama gerek olmadığını belirtmek isterim çünkü zaten ilk iki kitaba 10 tam puan vermemden ve hiç beni rahatsız eden bir konuya değinmememden anlamış olmalısınız. (Çünkü benim KEŞKE bu olmasaydı demeden yazdığım kitap incelemesi yok denecek kadar az.)
Yani eğer gerçekten on vermişsem her şeyiyle beni kendine hayran bırakmıştır demektir. O yüzdendir ki o muhteşem iki kitaptan sonra bu kitabın sonu beni hayal kırıklığına uğrattı. Sadece sonu da değil aslında...
Durun baştan anlatayım siz de haksız mıyım beni aydınlattın.
Öncelikle kitabın başlarını çok sevdim. Daha önceki postta dediğim gibi, kitabın Sallida'yla başlaması beni üzdü çünkü ben Rans ve Evera’yı özlemiştim ve sonlarının öyle biteceğini düşünmek beni çok üzmüştü. Ona rağmen bir an da ortaya çıkan Sallida ve ona eşlik eden Kran! Offf muhteşemdi. Aralarındaki uyum ateş ediyordu. Ki Kran'da bir şey olduğunu bilmemize rağmen ikilinin enerjisi, elektriği en iyi yazarların bile yakalaması zor bir başarıydı. Biz buradan 3 kitaplık yeni bir;
"Düşmandan Aşka" beklerken yazar bir ters köşe yaparak onlara o kadar hazin bir son yazdı ki şok oldum. Böyle bir uyum nasıl harcanır inanamıyorum. Hadi tamam diyip yola devam ettik Evera uyandı, onun gibi başka çocuklar olduğunu öğrendi, Sallida'yı buldu. Sallida annesi için Evera çocuklar için yola düştü. Offf dedim her şey yeni başlıyor çok heyecanlı! Yine en tepeye çıkıp yere çakılmışız gibi bir an da her şey BAŞA döndü.
Ben burada o kadar şaşırdım ki anlatamam.
Merhabalar
Size @m.akyüz yazardan okuduğum ikinci kitabım olan Köprü Kralı ile geldim. Ama ne geldimmm böyle birşey yok bayıldım.
Köprü Kralı, karanlık dünyanın güçlü isimlerinden Pars Tuna ile hayatı bambaşka bir noktada duran Miray'ın kesişen yollarını okumaya hazır mısınız?
Aksiyon bir an bile düşmedi, romantiz zaten eksik olmadı eee daha ne olsun soluksuz okudum. Pars Tuna, Köprü Kralı olarak bilinen, Asya ve Avrupa kartelleri üzerinde büyük bir güce sahip, korkulan ve saygı duyulan bir iş adamı. Ancak sahip olduğu tüm gücün ardında, yalnızlığı ve korumaya çalıştığı değerleri vardır. Miray'ın hayatına girmesiyle birlikte yıllardır ördüğü duvarlar sarsılmaya başlar. Pars bile anlamaz nasıl aşık olduğunu ve onu Koruma isteği ile dolduğunu. Şu Derin ile iyiki devam etmedin yedinci. Oğlu okuyanlar anladı. Miray bambaşka güçlü akıllı bir abla ve hemşire. Evet hemşireliğini Pars'ın babannesinin bakımını yaparak devam ederken vakitsiz bir ayrılık yaşarlar.
Olaylar ilerledikçe sadece onların yaşadıklarını okumadım, onların korkularını, öfkelerini, kırgınlıklarını ve umutlarını da hissettim. Bazı bölümlerde gerilimden nefesimi tutarken bazı bölümlerde onlarla birlikte yaşadığı duygusal yük kalbime kadar ulaştı.
Pars Tuna, uzun zamandır okuduğum en etkileyici erkek karakterlerden biriydi. Dışarıdan bakıldığında güçlü, sert ve ulaşılmaz görünse de yalnızlığı, kırılmış yanlarını ve sevdiklerini korumak için verdiği mücadeleyi görmek bambaşka bir boyuta geçirdi. Bazen kararlarına kızdım, bazen onu anlamakta zorlandım ama hissettiklerini görmezden gelmek de mümkün değildi.
Miray duygusal ama bir okadarda güçlü bir kadın. Yaşadığı acılara rağmen ayakta kalmaya çalışması, kırıldığı hâlde pes etmemesi ve güçlü görünmeye çalışırken iç dünyasında verdiği mücadele beni ona daha
Köprü KralıMerve Akyüz · Dokuz Yayınları · 202663 okunma
ENTERESAN. sadece 3 bolum falan okuyup yarım bıraktım bu kitabı. CUNKU ana karakterimiz bir gece c*nayete tanıklık ediyor ifadesi alınıyor eve gidiyor.. derken, o aksam aynı gün tanıştığı yabancı bir adamı evine alıyor off hahahxjshdksj. evine alma sebebi de şu: kadının sarhoş arkadaşı yuruyemiyor ve karşı komşusu olan adam da "ben onu içeriye kadar taşıyayım" diyerek kadını kucağına alarak (yabancının biri arkadasini kucakliyor!!!) yatağına kadar bırakıyor. bizim ana karakter de "tabi buyur" diyor??? KANKA saatler önce bu adamla iş yerinde tanıştın -henuz adını bile bilmiyor- sonra patronun öldü?? belki de bu adam katil? Yaaa sacmaliga bak offf. ve kadın karakter bu yabancı için ne diyor biliyor musunuz? paragrafı direkt yazıyorum: "Aynı anda derin bir nefes aldığımızda kokusu ciğerlerime doldu. Afallayarak yanağımın içini dişledim. ERKEKSİ, kendine has kokusu her kadının ARZUSUNU uyandırabilecek bir yapıya sahipti." enteresan.. bu satırlardan sonra kitabı yarım bıraktım tabiki. neyse ki para vererek almamistim pdf iyiki var<3
Offf off off!!! Diyerek başlasam incelemeye yanlış olmaz sanırım. Çünkü kitabın sonunda düğümün çözüldüğü yerde aynen bu tepkiyi verdim. Spoiler vermek istemiyorum ama bu hiç beklediğim bir son değildi, bir an yanlış okuyorum bile sandım :)) Theo’nun özel hayatından neden bu kadar bahsediyorsun Alicia’ya ne olacak sadede gelsene be adam diye düşünerek okurken kitabın sonunda tüm taşlar yerine oturdu. Hem çok akıcı hem de çok ilgi çekici bir kitaptı dizi izler gibi tek solukta okudum diyebilirim. Kitapla ilgili tek sevmediğim ayrıntı hikayedeki en kötü,en itici karakter olan Elif karakterinin Türk olmasıydı,o da yazarın Yunan olduğunu öğrenince şaşırtmadı :) ama neticede kesinlikle tavsiye ederim. Benim gibi gerilim okumayı seviyorsanız kesinlikle okuyun.
Spoiler olacak. Finale kitabından da olacak.
Bronz okumamın acılı bir süreç olduğunu düşünmüştüm ama hayır bu bir başkaydı. Bu efsaneydi. Benim devrimim oldu bu kitap.(kötü anlamda çünkü beni rsye soktu) Beklenti denizinden bir yudum su verdi bana, sonra o su da zehirli çıktı.
Allah kahretmesin ben mi fazla taktım yoksa gerçekten imtihanvari bir süreç miydi aklım almıyor. İlk kitaba da bayılmış değildim ama bu rezaletti bence. Kitap bana asla geçmedi. İnsanların favorisinin neden iki olduğunu da asla anlayamadım.
Ya öncelikle ben kimsenin sihre inanmıyor olmasından başlayacağım. Madem kimse sihre inanmıyor gerçek değil abi neden kimse şaşırmıyor şaka mısınız siz? Evangeline falan da aşırı kolay alıştı. İlk başta bu kadar batmamıştı ama kimsenin tuz gezdirmiyor olmasından hoslanmadığımı fark ettim.
Bu insanlar sihirli ve sihrin doğduğu bir yer var anladığım kadarıyla. Ve burası da bu kitaptan çıkarımlarıma göre Kuzey. Peki madem neden Jacks’in sihri Valenda’dan çıkınca azaldı. Scarlet ve Donatella, Jacks’i aramayı kesti mi? Jacks Kuzey’de madem bu kadar popüler bir lorddu neden Güney’de prenslik yapıyordu? Üstelik tahta geçmek için veliahtları falan zehirlemişti. Anlamıyorum? Bu kitap Caraval evreninin devamı mı yoksa yazar Jacks’i istediği gibi yoğurabilmek için farklı farklı elementler mi uyduruyor.
Kitap Caraval evreninden bağımsız yazılsa daha umut vadedici olabilirmiş. Oradaki Jacks karakteri yerine farklı büyülü bir yaratığı ve onun geçmişini okusak süper olurmuş. Bu geçmiş bence Jacks’e oturmamış.
Yazar neden kafasına göre bizim bildiklerimizi değiştiriyor onu da anlamış değilim. “Jacks kader tanrısı olduğu için yaşlanmazdı ama kötü yaralandıysa ölebilirdi.” (248) Hayır? Ölmezdi? Yazarın Caravalda anlattıklarıyla ters düşüyor bu. Finale kitabında Kayan