unutmuş ya da halletmiş gibi yaptığım her şeyin acısını dün gibi göğüs kafesimde saklıyorum. ağır geliyor, düşüyor omuzlarım. kimse bilmemeli ama çok yoruldum. anlayın, geçmiyor zamanla.
"Onu her koşulda seveceğini falan filan mı yazıyorsun?"
"Hayır," dedi genç kız suratını buruşturarak. "Ona dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu anlatıyorum."
"Neden bu kadar depresif bir kızsın sen?"
"Günde dokuz saat Dostoyevski okumak zorunda olduğum için olabilir mi?"
Hiç felaketini kucakladın mı? Benimkinin parlak yeşil gözleri var. Bana öyle bir bakıyor ki bazen, insan olmadığını düşündürüyor ve korkunç bir felaket olduğunu unutturuyor. Bunu birilerine anlatacak olsam bana kızarlar. Beni ahmaklıkla suçlarlar. Ama daha önce hiç Meira'nın gözlerinin içine bakmadılar.
"Güzel bir his, değil mi? Âşık olmak."
"Onunla olan kalp kırıklığımı bile hiçbir şeye değişmem," dedim düşünmeden.
Bir hayret dalgası geçti yüzünden. "Vay be, abi." Düşünceliydi. Biraz durgunlaştı, sanki onun da aklında birileri vardı. "Nasıl anladın âşık olduğunu?"
Cevabı basitti. "Bütün yanlışların içinde bir tek o doğru hissettirdi," dedim.
Ama Meira arabaya binip gidince, "Daha aşılacak çok mesafen var sanki, ha?" diye takıldı bana.
Sigara dumanını üfledim ve kendimi konuşmaya kaptırdım. "Güzel tarafı da bu. Ben onun benim kucağıma atlamasını istemiyorum zaten. Ona kavuşmak için sabırsızım ama bu hissi seviyorum, ona varmak için kendimi baştan yazıp çizmeyi seviyorum. Ben sadece Meira'yı sevmeyi bile seviyorum. Bunca zaman bu his olmadan nasıl nefes almışım, onu bile bilmiyorum. Eksikmişim hep. Ben de içimdeki bu ukde ne diye merak ediyordum. Meira benim de bir insan olduğumu hatırlattı sanki bana. Sol yanıma dokunmuş ve *bak*, demişti. *Burada bir kalbin var.* Bunca şeye rağmen onu sevmeyecek de hangi cehennemin dibine gideceğim?"