Kader Allah'tan mıdır, İnsandan mı?
Bir gün Hz. Süleyman’ın sarayına bir adam dehşet içinde koşarak gelir. Soluk soluğadır ve korkudan titremektedir. Hz. Süleyman ona ne olduğunu sorduğunda adam, "Azrail bana öyle öfkeli ve sert baktı ki canımı alacak sandım, ne olur beni kurtar" der. Kuşların ve rüzgarın dilini bilen, onlara hükmeden Hz. Süleyman’dan kendisini rüzgar aracılığıyla dünyanın öbür ucu olan Hindistan'a göndermesini ister. Hz. Süleyman adamın bu isteğini kabul eder ve rüzgara emrederek adamı anında Hindistan’a ulaştırır. ​Daha sonra Hz. Süleyman, ölüm meleği Azrail ile karşılaştığında ona sorar: "Neden o zavallı adama öyle öfkeli ve tehditkar baktın, adamı korkuttun?" ​Azrail (a.s.) ise hayretler içinde şöyle cevap verir: ​"Ey Süleyman! Ben ona öfkeyle bakmadım, sadece şaşkınlıkla baktım. Çünkü Allah bana o adamın canını aynı günün akşamında Hindistan'da almamı emretmişti. Ama adamı senin yanında, Kudüs'te görünce kendi kendime, 'Bu adamın birkaç saat içinde Hindistan'a gitmesi imkansız, bu nasıl olacak?' diye şaşırarak yüzüne bakmıştım. Sonra Hindistan'a gittiğimde onu orada hazır beklerken buldum ve görevimi yerine getirdim."
Din
Gerçekten tehlikeli olan, öfkeli adam değil; kontrol etmeyi öğrenmiş sakin adamdır. Miyamoto Musashi
Alıntı
Reklam
Sokaklarda yürüyorum, buram buram çiçek kokuları... Başka ve güzel diyarlar elbette mümkün. Nerede öfkeli gergin varsa orada yurttaş...
Final
Uykusuzluktan kan çanağına dönmüş bir çift göz. Kan ağlayan bir yürek. Yaptığım yanlışların altından kalkma ümitlerini bir bir tüketen, buna rağmen yine de yanlış yapmaktan vazgeçmeyen bir beyin. Salak mıydım? Değildim; üstelik beni tanıyanlar benim ciddi derecede zeki olduğumu düşünürlerdi. Ama zekamı kullanma konusunda pek istekli değildim. Tembel miydim? Belki evet, belki hayır. Belki sadece nereden başlayacağımı bilemiyordum, belki de miskindim. Şanslı mıydım? Kesinlikle. Hayat bana karşı çok cömertti ama ben elindekileri harcamaktan vazgeçmiyordum. "Son birkaç günde ne yaptın?" diye sorsalar ne cevap verebilirdim? Yattım, kalktım, içtim, birkaç duble daha içtim... Neydi sorunum? Ruhsal bir darbe mi? Hiç bitmeyecek sandığım çöküşün izleri mi? O halde neydi tüm bunlar? İsteksizlik mi? Neden bazı geceler uyumadan önceki son düşüncem, "Sabaha uyanmazsam her şey ne kadar kolay bir şekilde çözülecek," oluyordu? Korkuyor muydum? Peki neden? Oysa bugüne kadar her zaman "güçlü irade"nin tartışmasız keskinliğine inanmıştım. İradem mi zayıftı? Karakterim mi oturmamıştı? Hayır, böyle bir şeyi kendime yakıştıramazdım; deliliği kabullenebilirdim ama bunları asla. Ne yapmam gerektiğini bilmiyor muydum? Elbette biliyordum. Ama bir şeyleri yapmaya başlamam, önce bazı açıklamaları yanında getiriyordu. Yine hayal kırıklığına uğratacaktım beni sevenleri. İşte bundan korkuyordum. Oysa bunu ertelemek, etkiyi sadece artırıyordu. Neden bekliyordum? Daha ne kadar bekleyecektim? Artık bu sorunlar kafamın içerisinde sürekli dönüyordu. Adeta öfkeli bir kalabalık vardı kafatasımda; her biri bir hatamı haykırıyor, bana soruyordu: "Ne zaman bunu çözeceksin?" diye. Artık televizyonda neşeli diziler izleyemiyordum. Dışarıda neşeli rolü yapmak beni yıpratıyordu zaten; yalnız kaldığım zaman da
Çatık kaşlarının ardından mı bakıyorsun dünyaya? Mahcup mu hâlâ o güzel gözlerin? Sesimi hatırlıyor musun? Öfkeli misin bana?
Kolay bir yırtığı var, saf duygu... Onu anla, ruhu gergin, kalbi dudaklarının ucunda! Kesinlikle mükemmel değil... Hayatını uzak, uzun, sessiz nehirlerden uzakta, belirsiz ve sakar bir şekilde fırtınada yolunu arıyor. Her kadın gibi, bazen uçar ve güneşi okşar, bazen düşer ve düşüş derindir... Yarın ise ayağa kalkacak ve öfkeli dalgalara karşı mücadelesine devam edecek! Onu anla, kırılgan bir ruhu ve teninde hayat var...
Reklam
Reklam