Hayatta deneyimlenebilecek güzel çok şey olmasından ve bunlara asla tam anlamıyla yetişilemeyecek olmasından duyulan kaygı. Bu benim zaman anksiyetesi tanımım. Bu maalesef öyle bir şey ki ne başı ne de sonu var. Daha da korkunç olan şey, zaman zaman daha önce hiç istemediğim ve hayal etmediğim şeyler hakkında bile mızmızlanıp, bir çocuk gibi şımarıkça isteyip, neyi neyi isteyip neyi istemediğim hakkında tereddüte düşebiliyorum. Böyle durumlarda keşke onlarca, yüzlerce hayatım olsa da her birinde farklı şeyler deneyip, farklı hatalar yapabilsem diyorum. Ama gel gör ki bu kadar kısa olan insan ömründe hareketsiz kalıp, hiç bir yol alamadığımızı fark ettiğimiz, kendimizi işe yaramaz hissettiğimiz, o zamana kadar istediğin şeylerin bir anda aslında istemediğin şeyler olduğunu fark ettiğin veya o zamana kadar istemediğin şeyleri artık isteyip, bu zamana kadar istemememiş olmanın pişmanlığı ve geç kalmış olmanın üzüntüsü içinde bulduğun anlar, o kadar acı verici, o kadar çaresiz hissettir ki. İnsanın elinde bir avuntu kalır geriye, evet hayat kısa, yapılacak şeyler kısıtlıdır, fakat nasıl ki altını değerli yapan şey sınırlı olmasıysa, insan ömrünü değerli yapan şey de bitecek olmasıdır. Zaman anksiyetesinin günümüz de hat safhada yaşanılan ve kullandığımız sosyal medya ile olsun gördüğümüz reklamlar ile olsun bir çok şey ile dayatılan bu çağda, umarım bu yazı ufak da olsa bir teselli olmuştur. Gerçi bu yazıyı yazmamdaki birinci amaç, muhtemelen sizin bunu okumanızla aynı amaç. Yani başkasının da seninle aynı şeyleri yaşayıp, hissettiğini anlama ihtiyacı, yani doğal seratonin agonisti .