• KÖY OKULUNA YARDIM KAMPANYASI

    Herkese merhaba :) Ben küçük bir köy okulunda matematik öğretmeniyim. Birçok okulda olduğu gibi bizim okulda da umut ve heyecan dolu bir dönemi başarı ve mutlulukla yaşamanın sevinci, gerek öğretmen olarak bizlerin gerek mutluluğu en çok hak eden olan öğrencilerimizin yüreklerimizi sardığı o gün yaşadığım bir hâlet-i ruhiyemi sizlerle de paylaşmak istedim:
    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Buhârî)
    Karne günü, sınıf düzeni ve disiplini açısından ve kuzularımın gelişiminin de gereğiyle sınıfın süslenmesi ve düzeni için sınıfın hazırlanmasını onlara bıraktım. Önceki günlerde konuştuğum bir öğrencimin, gerek maddi gerek manevi eksikliğinden oluşan, sıkıntıları yüreğimde iken başka bir öğrencim ile konuşmak için uğraştım. Kuzum, o gün, yani bir öğrencinin en mutlu olması gerektiği gün, hüznü yüreğinden dökülürcesine mutsuzdu. Nedenini merak etmiştim:
    -Anlat bakalım, kızım.
    -Öğretmenim, ben okumak istiyorum.
    Kelimeler boğazıma düğümlendi o an... Ne diyeceğimi, nasıl bir cevap vereceğimi düşünürken ruhumda oluşan bir hâlet beni bu yazıyı yazmaya sevk etti: Okulumuzda gerek kıyafet gerek ayakkabı gerek kırtasiye malzemesi gerekse test kitabı eksiği olan birçok öğrencimiz var. Biz öğretmenler olarak ilk dönem bu masumlar için bir yardım kampanyası başlattık ve Allah'ın nasip etmesiyle kış mevsiminin zor günlerindeki eksiklikleri bir nebze, vesile cihetiyle, tamamladık. Bu dönemki eksikliklerimiz ayakkabı, kıyafet, kırtasiye malzemesi ve test kitabı.
    "Ben ne yapabilirim?" düşüncesi yüreğini kaplayan arkadaşım! Eski ayakkabı ve kıyafetlerini gönderebilirsin..çevrene bu durumu anlatıp hayırsever insanları bu güzelliğe sevk edebilirsin..dua edebilirsin..en azından bu gönderiyi paylaşabilirsin.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    21 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    İHTİYAÇ LİSTESİ
    AMBARTEPE İLKOKULU VE ORTAOKULU

    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Hadis-i şerif/Buhârî)

    MONT İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    10 kişi(yaş aralığı 3-5)
    3 erkek 7 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 6 kız

    3. SINIF
    17 kişi(yaş aralığı 7-9)
    8 erkek 9 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    8 kişi(yaş 10-11)
    3kız 5 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    8 kişi(yaş 13-14)
    4 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    6 kişi(yaş 14-15)
    3 erkek 3 kız

    EŞOFMAN İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    5 kişi(yaş aralığı 3-5)
    2 erkek 3 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 4 kız

    3. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 7-9)
    7 erkek 5 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    5 kişi(yaş 10-11)
    3 kız 2 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    6 kişi(yaş 13-14)
    2 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    4 kişi(yaş 14-15)
    2 erkek 2 kız


    AYAKKABI İHTİYACI LİSTESİ

    Anasınıfı(9)
    Erkek=>32=>4
    Kız=>25=>1
    Kız=>31=>1
    Kız=>30=>1
    Erkek=>27=>2

    1. Sınıf(5)
    Kız=>30=>1
    Erkek=>29=>1
    Kız=>33=>1
    Erkek=>32=>3

    2. Sınıf(9)
    Erkek=>32=>1
    Kız=>31=>1
    Erkek=>35=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>31=>1
    Erkek=>33=>1
    Kız=>33=>1
    Kız=>32=>1

    3. Sınıf(11)
    Erkek=>35=>4
    Erkek=>33=>1
    Kız=>34=>1
    Kız=>35=>1
    Kız=>34=>2
    Erkek=>34=>2

    4. Sınıf(9)
    Erkek=>37=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>32=>1
    Erkek=>35=>3
    Kız=>33=>2


    5. Sınıf(12)
    Kız=>35=>2
    Erkek=>37=>1
    Kız=>38=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>36=>3
    Erkek=>36=>3

    6. Sınıf(14)
    Erkek=>33=>1
    Kız=>37=>7
    Erkek=>38=>3
    Erkek=>36=>1
    Erkek=>37=>1


    7. Sınıf(8)
    Erkek=>37=>2
    Kız=>39=>2
    Kız=>38=>1
    Kız=>37=>1
    Erkek=>42=>1
    Erkek=>39=>1


    8. Sınıf(6)
    Erkek=>41=>1
    Erkek=>40=>1
    Kız=>40=>1
    Kız=>39=>1
    Kız=>37=>1
    Kız=>38=>1


    KAYNAK KİTAP İHTİYACI LİSTESİ

    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet
    Not: Bütün sınıf düzeylerinde hem soru bankası hem konu anlatımlı ihtiyacımız olduğu gibi eski, yeni, yırtılmış ve çizilmiş, hiç fark etmez, her kaynak kitap kabulümüz..yeter ki kuzularım üzülmesin.
    (Özelikle 8. sınıflar için elinizde LGS, SBS, TEOG ve OKS ile ilgili eski, yeni, yırtılmış, çizilmiş fark etmez, kuzularımın sınava hazırlanması için, okula göndermenizi naçizane rica ediyorum.)

    KIRTASİYE İHTİYACI LİSTESİ

    Çanta İhtiyacı
    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet

    Not: Kırtasiye ihtiyacımız, toplamda 102 adet olan çanta ihtiyacımızla orantılı olduğu için yazmadık. Fıkır vermesi amacıyla en çok ihtiyaç duyulan gereçleri yazıyoruz: Ana sınıfı ve birinci sınıf okuma kitapları, uçlu kalem, kalem ucu, tekli defter, boya takımı, kalem, kalemtraş, silgi, su matarası, kırmızı kalem, yapıştırıcı, bant, cetvel, beslenme çantası, resim ve türkçe defteri, matematik defteri, boyama kitapları, diş macunu ve diş fırçası.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Hadis-i şerif/Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    23 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • Yaşamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam gecenin konusudur.
  • VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • "Yaşamın anlamı" gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.
    1986,Marburg
  • Nurdan Ernur
    Nurdan Ernur 87 Oğuz - 100 T.E. İlköğretim'i inceledi.
    @nurdanernur·24 Oca 16:38·Kitabı okumadı
    Oğuz 4. sınıf öğrencisidir. Yaramaz olmasına rağmen tarihe meraklı, şiiri seven sosyal bir çocuktur.
    Oğuz dönemin idealize olarak çizilen erkek çocuklarını oldukça yoğun biçimde temsil eden bir çocuktur. Evdeki hali bile tanımlanırken “Oğuz’un annesi Hanife Hanım, sabah uykusundan bir zil sesi ile uyandı, kapıya koştu, kimse yok. Sesin Oğuz’un odasından geldiğini anlayınca yukarı çıktı. Oğuz mışıl mışıl uyuyordu, uyandırdı. Oğuz hemen yataktan fırladı ve çantasını hazırlamaya başladı, çünkü artık okul başlıyordu. Yaramazlığı ile ün yapmış oğlunun okul için böyle sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, Hanife Hanım’ı hayrete düşürmüştü. Ama ne olursa olsun her türlü yaramazlığına rağmen, Oğuz hiçbir zaman okulunu ihmal etmemişti.”
    Burada betimlenen çocuk her şeye rağmen görev ve sorumluluklarını bilen ve kendisini böyle ideal biçimde sistematize eden bir çocuktur.
    Artık okula başlamıştı. Dördüncü sınıfa gidiyordu. Kalabalık sokaklardan geçerek okulun bahçesine geldi. Hemen herkes hep bir ağızdan “Oooo 87 Oğuz!” diyerek etrafını çevirdiler. Oğuz’u tanımayan öğrenci yoktu. Fakat özellikle kızlarla hiç geçinemez, her fırsatta onlara karşı muziplikler yapardı.
    Oğuz’un ergenliğe geçiş tanımları yapılırken bir erkek kutsallaşması yapıldığını görmek mümkündür. Kızları kızdıran ve onlarla eğlenen bir çocuk söz konusudur. Aslına bakarsanız Oğuz’un kafasında kızların olmadığını göstermek için yapılan bir tanımlamadır bu.
    Ve Mektep Başladı: Nezihe öğretmen hemen dersleri başlatmıştı. Çocuklar en çok tarihe ilgi duyuyorlardı. Oğuz dersleri can kulağı ile dinliyor, öğretmenin sorduğu her soruya önce cevap veriyordu.
    Burada özellikle vurgulanmaya çalışılan şeyin çocuğun tarih bilincinin ne denli önemli olduğudur. Oğuz tüm yaramazlıklarına rağmen bu bilinci önceleyen bir çocuk olarak betimlenir.
    Üç Gün Sonra: Oğuz’da defter, kitap hak getire. Ancak öğretmen hep sorular sorduğu, Oğuz da iyi dinlediği için dersleri iyi oluyordu. Yaramazlık ise aynı şekilde devam ediyordu.
    Oğuz’un bu şekilde betimlenmesi, bir yandan çocuğa çocuk olma özgürlüğü tanımak olarak tanımlanabilir ancak bu özgürlük önemli bir disiplinle sınırlanmıştır. Dersi ciddi olarak dinleme.
    On Beş Gün Sonra: Sınıfta kırk sekiz öğrenci vardı. Bir de nazlı büyütülmüş, el bebek gül bebek Selim isimli bir çocuk geldi, etti kırk dokuz. Annesi, Nezihe öğretmene rica üstüne rica ediyordu.
    Genç öğretmen, yeni öğrenci Selim’in annesi ayrıldıktan sonra, kendi kendine şunları düşünüyordu: “Ne yaparsın, ana kalbi, böyle söylemek lâzım... Halbuki bir çocuğa, başka bir çocuktan daha çok önem vermek olur mu hiç? Okul çocukların dünyasıdır. Orası onu kendine uydurur. Böyle üstüne üflene üflene büyütülen bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti’ni yükseltmek için atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım!
    Çocuk edebiyatının Batı’da da bizde de ortaya çıkışının en önemli nedenlerinden biri ulus devletin gereksindiği insan tipini yaratmaktır. Bu metinde de bu düşünceyi açık biçimde görmek mümkündür. Bu süreç çocuğun kendi gerçek dünyasına geçene kadar devam etmiştir.
    Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim:
    Nezihe Hanım, arkasında ürkek ürkek duran Selim’le beraber sınıfa girdi. Nezihe Hanım Selim’i arkadaşlarına tanıttı ve nereye oturtacağını düşünmeye başladı. Nihayet, Oğuz’un yanında karar kıldı. Varlığın, itinanın ve büyük bir sevginin meydana çıkardığı incecik boyunlu, bembeyaz yüzlü, çekingen fakat çok kibar giyimli çocuğu aldı… Yoksulluğun, ihmalin ve kırbaç gibi bir hayatın meydana çıkardığı yanaklarından kan fışkıran, sert bakışlı, dik sesli, fakat pantolonu dört yamalı ve suratı çamurlu çocuğun yanına oturttu.
    Derste olsun, bahçede olsun öğrencilerin yeni ilgi odağı Selim’di. Öğretmen tahtaya kaldırmış, bazı sorular sormuştu. Selim’in bilemediği soruların hepsini, Oğuz biliyordu.
    Burada ideal çocuk, sağlıklı, güçlü ve akıllı olarak betimlenirken, Selim'de yansıtılan çocuk ana kuzusu tiplemesi şeklindedir ve çok da onaylanmaz.
    Öğle Yemeği: Okulda öğle yemeğinde bütün öğrencilerin ufacık paketlerine baktığınızda toplam şu dört çeşit yiyeceği görürsünüz:
    Peynir, zeytin, yumurta, helva. Bugün öğle yemeğinde de hep bunlar vardı. Ama o da ne? Bir hizmetçi kız gelmiş. Kız önce Selim’in oturacağı yerin altına bir bez serdi. Selim’in boynunda peşkir, elinde çatal. Önünde francala ve dört tane ağız ağza dolu tas!
    Burada Cumhuriyet dönemi çocuk edebiyatında sınıfsallığın da onaylanmadığını ve bunun yansımalarının ciddi şekilde metinlerde eleştirildiğini, hatta alaya alınarak aşağılandığını görürüz. Dönemim yazarları kitaplarında buna özen göstermişlerdir. Bunu daha sonra yazdığı metinlerde en çok Kemalettin Tuğcu sürdürmüştür.
    Fatin’in elinde bulunan top, Oğuz kapmaya çalıştığı için birden fırlayıp, su birikintisine düşerek oradan geçmekte olan Selim’in üzerine çamurlu suları sıçratmış, güzelim elbiseleri çamur deryası olmuştu.
    Çok uzun yıllar çocuklar okula önlükleriyle gitmiştir. Her ne kadar tek tipleştirme olarak eleştirilse de önlük çocukların sınıf farklarını ortadan kaldıran bir giysi türüydü ve uzun yıllar toplumun, çocuklar üzerinden narsist yaklaşımlarını önlemiştir. Önlüklerin kalkması da toplumda belli bir olgunluğun olduğu duygusunu yaratmaktadır.
    Bir gün Cumhuriyet Bayramı gezisi için Taksim Meydanı’na gideceklerdi. Öğretmen tembihlediği için, herkes cicili bicili gelmişti. Bir tek Oğuz aynı. Öğretmen, aldı elini yüzünü yıkadı. Elbiselerini fırçaladı, sağını solunu düzeltti. Oğuz rahatsız olmuştu ama biraz da adama benzemişti.
    Tramvaya binip Taksim’e geldiler. Hayranlıkla Atatürk ve yanındakilere bakıyor, birbirlerine “Bak Atatürk, bak yanındaki İsmet Paşa, bak Fevzi Paşa!” diye gösteriyorlardı.
    Birdenbire herkes durdu; çünkü Oğuz heykelin üstüne tırmanmış ve marş söylüyordu. Marş bitince, öğrenciler, öğretmen, bütün halk Oğuz’u alkışladılar. Nezihe Öğretmen çok duygulanmış ve çok gururlanmıştı….
    Oğuz hem tarih bilgi ve bilinci hem de onu görselleştirebilecek (marş söyleme) yeteneğiyle öne çıkan bir figür olarak görünüyor.
    Havalar bozmuş, mevsim kışa dönmüştü. Oğuz yine aynı tabanı delik ayakkabılar, sağı solu yırtık pantolon ve ceketle okula gelip gidiyordu.
    Bir gün öğretmen onları Sultanahmet’e müzeye götüreceğini, ancak bedava tramvay olmadığı için yürüyerek gidip geleceklerini söyledi. Selim’in annesi bunu duyunca, gelip Nezihe öğretmenle konuşmaya çalıştı. Nezihe Öğretmen: “Sizin Selim, bizim Selim yok… Biz burada çocukları sadece okutmuyoruz… İnsan yapıyoruz. Okul bir insan fabrikasıdır. Oranın mühendislerine biraz da güvenmelisiniz.” Selim’in annesine, gitmekten başka bir yol kalmamıştı, Son bir kez dönüp, “Selim’in babası tramvay paralarını ödemek istiyor.” dedi. Öğretmen “Öğrencilere sorayım.” deyip, sordu. Hep bir ağızdan “Yürüyeceğiz!” dediler.
    Bu bölüm özellikle temel anlayışı çok net özetliyor. Ulus devletin gereksindiği çocuk öğretmen eliyle gerçekleşecektir ve burada öğretmen kendi yetkilerini özellikle vurgulamaktadır.
    Oğuz’da da bayağı değişmeler başlamıştı. Artık, üstüne başına özen gösteriyordu. Bu arada, her gün Selim’e ders çalıştırıyordu. Selim’in annesi bu durumdan çok hoşnuttu. Selim’e saygıyla karışık bir sevgi besliyordu.
    Oğuz’un bu yardımları boşa gitmemiş, Selim derslerinde epeyce ilerlemişti. Sene sonunda sınıflarını geçtiler. Karneler dağıtıldığında öğretmenleri çok güzel bir konuşma yaptı ve sınıf birincisini de açıkladı: 87 Oğuz…
    Sevinç içinde önce Selim’in evine, sonra da Oğuz’un evine koştular, herkes çok sevinmişti…
    Oğuz aynı Pinokyo’da olduğu gibi sürecin sonunda ideal çocuk olarak ortaya çıkar. Eğitim tamamlanmış ve olgunlaşma gerçekleşmiştir.
    Oğuz, sonraki süreçte benzerlerine örnek olacak bir tip olmuştur. Daha sonraki dönemlerde yazılan çocuk kitaplarında bu tipleme aşağı yukarı hep aynı şekilde çizilmiştir. Bunda çocuklara yazan kişilerin öğretmen kökenli olması ve onlara (çocuklara) yoğun bir didaktizmle yaklaşması rol oynamıştır.
    (Necdet Neydim)
  • normal insanlar:
    uyanış (09:00)
    güzel bi kahvaltı (10:00)
    öğle yemeği (14:00)
    ailece akşam yemeği (19:00)
    yatış (22:00)

    ben:
    uyanış (16:00)
    sefil bi kahvaltı (17:00)
    kaçırılmış akşam yemeği telafisi (22:00)
    allah ne verdiyse yemeği (03:00)
    yatış (05:00)
  • — Peki, şimdiki saadetiniz ne biçim bir saadet?
    — Ne biçim mi? Anlatayım: Zengin olduğumuz zamanlarda bir saat bile rahat yüzü görmüyorduk. Ne oturup sohbet edebilir, ne öte dünyayı düşünebilir, ne de dua edebilirdik. İşimiz başımızdan aşkındı.
    Misafirler gelince bir sürü iş çıkar, onları nasıl ağırlayacağımızı bilemezdik. Bizi ayıplamasınlar diye, ne ikram edeceğimizi kara kara düşünürdük. Misafirler gidince de hizmetçi derdi başlardı. Onlar fazla yemek, az çalışmak ister. Biz de mal-mülkümüzün eksilmemesini isterdik. Böylece günaha girerdik. Bir taraftan da kurt tayları, danaları kapmasın, ekinlere hırsız girmesin diye uğraşır dururduk. Koyunlar kuzuları ezecek diye gözümüze uyku girmezdi. Biraz rahatlar gibi olunca da kışlık yem derdine düşerdik. Bütün bunlar yetmezmiş gibi aramızda geçimsizlik vardı. O, “şöyle yapılacak” der, ben “böyle yapılacak” derdim. Al sana bir günah daha. İşte bu şekilde boş işlerle uğraşıp durduk. Günahtan günaha girdik, saadet yüzü görmedik. Şimdi, sabah kalkınca güzel güzel konuşuyor, dostça sohbet ediyoruz. Kavga edecek, merak edecek bir şeyimiz yok. Bütün işimiz ev sahibine hizmet etmek. Elimizden geldiği kadar çalışıyor, ev sahibimiz kaybetmesin diye gayret ediyoruz. Bunu isteyerek yapıyoruz. İşten dönünce yemeğimizi hazır buluyoruz. Öğle ve akşam yemeği var, kımız var, gocuk var, kürk var; konuşmak için, öte dünyayı düşün mek için, dua etmek için bol vakit var. Daha ne olsun. Elli yıldır saadet arayıp durduk ama ancak şimdi bulduk.