#Soma!
Bir baba "oğluma iyi bakın" diye yazmıştı avucunun içine...

“Hafif acılar konuşabilir, ama derin acılar dilsizdir.”

Hayatını kaybeden madencilerimizi rahmetle anıyoruz.

Kapanmayan yara.

Annemin Güzel Yüzlü Oğlu
"Ne cenneti merak ediyorum ne de cehennemi, çünkü ben annemi gülerken de gördüm,ağlarken de." diyen Özdemir Asaf'ın sözüyle başlıyor benim hayatım.
6 yıl önce sıcak bir temmuz gününde son buldu bizim hikayemiz. Ne çok isterdim 6 yıl önce güzel bir yaz sabahında başladı her şey demeyi. Günlerden Cumaydı. 1 hafta boyunca kapısında gece gündüz demeden beklediğimiz yoğun bakım ünitesinden kötü haber gelmişti. 4 kişilik ailemizde 3 kişi kalmıştık. Annem güzel yüzlü oğlunu kaybetmişti. Senelerce o hastane bu hastane demeden koşturdu annem abimin peşinden. Abim lösemi olmuştu. İşte ben o zaman annemin yüzünde çaresizliği gördüm. Hem de öyle bir çaresizlik ki polislerden kan anonsu yapmalarını yalvaracak kadar bir çaresizlik. Bir sabah her şey bitmişti işte. O günden sonra hiçbirimiz oturup da acımızı paylaşamadık. Evin içinde bir köşede duran abimin fotoğrafına bakıp sanki sessizce onunla konuşuyorduk her birimiz. O günden sonra bizim evde ne bayramlar oldu ne de anneler günü kutlandı. Annemin diğer yarısı yokken nasıl ve neyle kutlayabilirdim ki anneler gününü?
Babam bu anneler gününde anneme cep telefonu aldı. Abimin fotoğraflarına,videolarına falan bakacakmış.(eski telefonunda böyle bir özellik yoktu tabi). Eski telefonunda kalan numaraları aktarırken rehberde "Oğlum"a denk geldim. 6 sene geçti ve hiçbirimiz o numarayı telefonumuzdan silemedik. Kullanılmadığını bildiğim halde arada bir arayıp mesaj atıyorum. Umut işte...
Anne,abimin numarasını ne yapayım? diye sordum.
"Silme kızım. Yeni telefonuma güzel yüzlü oğlumu da kaydet." dedi bana.
Annelik böyle bir şeydi ve ben anneler gününde onu nasıl mutlu edeceğimi bilmeyecek kadar cahil bir insanım.
Hayat bu ya, yarım kalmışların diyarı...

Uğultu - Kısa hikayem...
12 ŞUBAT 1981

Birilerinin bana inanması gerek… Birileri inanmalı… Ne yapacağımı bilmiyorum. Anlatacak kimsem yok… Artık dayanacak gücüm kalmadı. Sen de yazmıyorsun… Mektuplarıma cevap vermiyorsun. Sen de benim deli olduğumu düşünüyor olmalısın ama hayır!!

Ben deli değilim!!

Uğultu… Bu uğultu beni delirtecek… Biraz uykuya ihtiyacım var… Birazcık…
Uyumalıyım…
Okuyacağından emin bile değilken bunu yazmak saçmalık… Ben bir aptalım evet… aptalım!! Ama deli değilim…
Bana inanmak zorundasın…

Uğultu… Artık yazamıyorum bile…

Son bir şey deneyeceğim… Sanırım bütün sorunları çözecek… Bu uğultudan kurtulmak için son bir şey… Gördüklerim artık beni korkutmuyor… Sadece ucu sivri demir bir çubuğa ihtiyacım var… Bunu denedikten sonra bir daha yazamayabilirim şimdiden özür dilerim…
Karıma ve oğluma onları sevdiğimi söyle…

- Devamı --> http://onurkanik.blogspot.com.tr/2014/02/ugultu.html -

yasemin yağmur, Son Ada'nın Çocukları'ı inceledi.
11 May 16:29 · Kitabı okuyor · 10/10 puan

Son Adanın Çocukları, huzur ve mutlulukla bir araya gelmiş insanların yaşadığı, cennet gibi bir adada geçer. Adada toplam kırk aile yaşar ve her bir aileyi oturduğu evin numarası temsil eder. Mütevazı bir yaşam anlayışının hüküm sürdüğü, paraya bile çok az ihtiyaç duyulan, şiddet ve gücün kullanılmadığı ada, diktatör bir başkanın emeklilik yıllarını geçirmek üzere adaya gelmesiyle tün düzenleri alt üst olur.
8 Yaşında ki oğluma aldığım tüm kitapları önce ben okuyorum ki okurken karşılıklı tartışabilelim İste bu kitap da onlardan biri. Çocuklara haksızlıklar karşısında dik durmayı anlatan bir kitap; tüm çocuklar okumalı...

Geyikli Gece, bir alıntı ekledi.
09 May 00:03 · İnceledi

Türk filmlerinden tanıdık replikler 5
• Demek aşkımız bir yalandı.

• "Hamileyim Necdet!”"Yaşasın, baba olacağım! Baba! Baba!”

• Hani bir zamanlar yanınızdan kovduğunuz fakir ama mağrur bir genç vardı ya...

• “Beni affettin mi?”"Hiç darılmamıştım ki!”

• Dokunma çocuklarıma! Dokunma kızıma! Dokunma oğluma! Dokunma aileme!

• Sizi çok sevdim amca, size baba diyebilir mi­yim?

Size Baba Diyebilir miyim?, Onur Sener (Sayfa 201)Size Baba Diyebilir miyim?, Onur Sener (Sayfa 201)

Bir Yudum Kitap
Zaman zaman kızıyoruz birilerine. Kızmak da yetmiyor olacak ki, ortalığı ateşe veriyoruz bazen de. En fenası da kalp kırıyoruz, yok yere. Anlamaya, tanımaya çalışmıyoruz. Charles Dickens, "Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için derin bir sır ve gizemdir." der. Kırmayın sevgili okur. Kim bilir ne sırlar ne gizemler yatıyor öfkelendiklerimizin yüreklerinde. Var olun. 

A. J. Finn - Penceredeki Kadın

Çevirmen: Ozan Erdoğan, Pena Yayınları, s.380-382

 

YETMİŞ İKİ 

Little bana baktı, sonra kapıya doğru gidip diyafonun ekranını inceledi. Otomatiğe bastı.
"Kim o?" diye sordum ama kapıyı açmıştı bile.
Ayak sesleri duyuldu ve yün ceketli Alistair Russell soğuktan yüzü kızarmış bir halde içeriye girdi. Son gördüğümden daha yaşlı görünüyordu.
Bir şahin gibi gözleriyle odayı taradı. Ethan'da durdu.
"Eve gidiyorsun!" dedi oğluna. Ethan kıpırdamadı. "Kediyi yere bırak ve çık buradan.
Portreyi ona doğru sallayarak bunu görmeni istiyorum," diye başladım ama o beni duymazdan gelerek Little'a yöneldi.
"İyi ki buradasınız," dedi ama pek de memnun görünmüyordu. "Eşim bu kadının pencereden oğluma bağırdığını duyduğunu söyledi, sonra ben de arabanızın burada olduğunu gördüm." Son gelişinde kibar, hatta şaşkın olduğunu hatırladım. Artık öyle değildi.
Little adama yaklaştı, "Bay Russell..."
"Telefonla evimi aradı... bunu biliyor muydunuz?" Little cevap vermedi. "Ve eski ofisimi. Eski ofisimi aramış.
Demek Alex beni ele vermişti. "Neden kovuldunuz?" diye sordum ama sinirli bir şekilde, kendi sözlerine kaldığı yerden devam etti.
"Dün eşimi takip etti... bundan bahsetti mi? Sanmam. Eşimi kafeye kadar takip etmiş."
"Bunu biliyoruz, beyefendi."
"Onunla... yüzleşmeye çalışmış." Ethan'a kaçamak bir bakış attım. Babasına bu olaydan sonra beni gördüğünü söylememiş gibiydi. 
"Bu, hepimizin buraya ikinci gelişi." Alistair'ın sesi çatallaşmıştı. "Önce evimde bir saldırı gördüğünü iddia etti. Şimdi oğlumu evine çekiyor. Bunun artık son bulması gerek. Nerede duracak?" Dosdoğru bana baktı. "Bu kadın tehlikeli."
Parmağımı portreye bastırdım. "Eşini tanıyorum..."
"Eşimi tanımıyorsun!" diye bağırdı.
Sustum.
"Kimseyi tanımıyorsun! Burada, evinde oturmuş, insanları seyrediyorsun."
Boynumu ateş bastı. Ellerim yanlarıma düştü.
Bitirmemişti. "Eşim olmayan bir kadınla bir... karşılaşma uydurdun..." Sonraki kelimeyi bir patlamayı bekler gibi bekledim, "gerçek bile olmayan bir kadınla ve şimdi de oğlumu taciz ediyorsun. Hepimizi taciz ediyorsun."
Oda sessizleşti.
Sonunda Little konuştu. "Tamam."
Alistair, "Bu kadın kuruntulu," diye ekledi. İşte bulmuştum. Ethan'a baktım; bakışları yerdeydi.
"Tamam, tamam," diye tekrarladı Little. "Ethan, bence artık eve gitmenin vakti geldi. Bay Russell, eğer siz burada kalabilirseniz..."
Ama sıra bana gelmişti.
"Burada kalın," dedim. "Belki bunu açıklayabilirsiniz." Tekrar elimi kaldırdım, kafamın üzerine, Alistair'ın gözlerinin hizasına kadar kaldırdım.
Kâğıda uzanıp aldı. "Bu nedir?"
"Eşinizin çizdiği bir resim."
Boş boş baktı.
"Burada olduğu zaman. Şu masada."
Alistair'ın yanına giden Little, "O ne?" diye sordu.
"Jane benim için çizmişti."
"Bu sensin," dedi Little.
Başımla onayladım. "Jane buradaydı. Bu çizim, bunu kanıtlıyor."
Alistair kendini toparladı. "Hiçbir şeyi kanıtlamıyor," diye patladı. "Hayır... deli olduğunuzu... kanıt uyduracak kadar deli olduğunuzu kanıtlıyor." Sinirle burnundan soldu. "Aklınızı kaçırmışsınız."
İş-te aklınızı kaçırmışsınız diye düşündüm. Rosemary'nin Bebeği. Kaşlarımı çattığımı hissettim. "Kanıt uydurmakla ne demek istiyorsunuz?"
"Bunu kendiniz çizdiniz."
Aramıza giren Norelli konuştu. "Tıpkı o fotoğrafı kendiniz çekip kendi kendinize göndermiş olabileceğiniz gibi... Bunları kanıtlayamayız."
Sanki yumruk yemişim gibi geri geri gittim. "Ben..."
Little bana doğru yaklaşarak, "Siz iyi misiniz, Dr Fox?" diye sordu.

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
03 May 13:14 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Kocası ünlü bir Oryantalist olan Bayan Max Müller, bizzat gördüğü ve incelediği bu kütüphaneyi 1897'de basılan hatıratında şöyle anlatıyor:

İhtiyar kütüphanecinin, kocamın görmek istediği herhangi bir kitabı bulmak için gösterdiği içten gayret cidden dokunaklı idi. Yardımcıları ona gayet bilinçli olarak yardım ediyorlardı. Bize evvelâ çok güzel resimlendirilmiş (minyatürler) ve ciltlenmiş nefis ran elyazmaları getirdiler. Ben, onlara, kocamın kütüphanede Hindistan'dan getirilmiş ne gibi kitaplar bulunduğunu görmek istediğini anlattığım zaman, ellerinde ne varsa hemen önümüze döktüler. Ama bunlar daha ziyade müziğe ait eserler idi. Şerh ve tefsirleriyle birlikte Kur'an'dan bazı nefis elyazmaları getirdikten sonra etrafta dolaşıp mevcut eserleri umumî olarak bizzat tetkik etmemizi istediler. Kitaplıklar müteharrik [hareketli] raflarıyle en güzel yapım tarzı idi. Bir köşede Fransız, İngiliz ve Alman klasiklerinin çok güzel bir koleksiyonunu bulduk. Odanın orta kısmında ise, içlerinde ekserisi Sultan'a hediye olan muhteşem resimli ciltler bulunan cam mahfazalar duruyordu. Kocam, Sadık Bey'in yardımıyla yaşlı kütüphane memuruyla konuşurken, yardımcıları bana ve oğluma Osmanlı imparatorluğunun dahilinde bulunan bazı nefis yerlerin ve İstanbul'daki bazı umumî binaların resimlerini gösterdiler.

Kütüphane memurundan. Zatı Şahanelerinin, kütüphane tanzimi ile bizzat meşgul olduklarını ve hemen her gün burayı ziyaret ettiklerini öğrendim. Sultan, kocamın kendisinden kabulünü rica ettiği kitaplarının, vâsıl oldukları zaman, müstesna bir köşeye yerleştirilmelerini emir buyurmuşlar. Buradan isteksiz bir şekilde ayrıldık.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan

Bİ KEZ DE BUNU DÜŞÜNÜN ! !
 ''Geleceğim beni burda bekle!'' diyerek annesi tarafından parka bırakılan ve saatlerce beklemesine rağmen gelmeyen bir cocuk düşünün!
    Annesiyle birlikte trafikte karşıdan karşıya gecerken kardeşiyle birlikte tam da otobüs önünde terk edilen çocuğu bir de!
    Gayrimeşru ilişkiden olan, babasi ortalarda gorunmedigi için annesinin adama olan sinirini,öfkesini,şiddetini, bu büyük günahın suçunu tek başına üstlenen, bu suretle sık sık annesi tarafindan suratı ısırılan, okulda arkadaşları arasında günlerce morlukla gezen çocuğu da!
     Öz babasi tarafından tecavüze uğrayan dahası annesi tarafından ihbar edilmeyip durumu gizlenen ve bir yil boyunca süren bu igrenclige susan çocuğu da düşünün!
     Ayrılan eşlerin ortak çocuğu olup her iki tarafin da istemediği, nihayetinde babaanne-dedeye birakilan; bu iki ihtiyarin da ''Artik sabredemiyoruz!'' bahanesiyle sabah akşam dövdüğü çocuğu da düşünün!
  Kocasina ''Senden adam olmaz!'' diyerek daha 1 aylık bebeğini bırakıp giden anneyi, ''Büyüdüğü zaman ''Hadi o bırakmış sen niye bakmadin?'' sorusuna cevap veremezdim bu yüzden tek başıma 14 yıldır oğluma bakiyorum!'' diyen cefakar ve fedakar babayı, geceleri calismak zorunda olduğu icin babası ''Allahım yavrum sana emanet!'' diyerek sarıp kundakladığı, geceden sabaha kadar koca evde tek başına kalan bebeği düşünün!
  Somali'de gida ve su yardimina biri elinde biri kucağında iki çocuğuyla km lerce öteden gelmek zorunda kalan, ''Yariyolda ikisini birden taşıyacak takatim kalmadi, birini birakmak zorunda kaldim, bi ağacın altina biraktim noldu bilmiyorum!'' diye ağlayarak kameraya bakan anneyi de düşünün!
  Savaştan kaçıp Hollanda'ya ulaştığında elinde bi kağıt parçası tek kelime ''Baba'' diyen, kağıttaki numarayi aradiklarinda babasiyla kampta buluşabilen 10 yaşındaki şanslı(!) çocuğu da düşünün!
 
Lütfen çocukları üzmeyelim! Dünya yükünü taşıyacak omuzlar onlarda yok.

Bayanvirgül, bir alıntı ekledi.
 22 Nis 19:53 · Puan vermedi

Oğluma Nasihatlar
Kadınlar için konuşmak çok önemlidir.
Kadınlar yaşadıklarını, üzüntülerini, sevinçlerini paylaşmayı severler. Erkekler bu durumu çoğu zaman boş konuşma ya da yakınma zannederler, sinirlenirler. Oysa kadın için konuşmak, paylaşmaktır, sevgidir.
Sen kadının susmasından kork. Bu tehlike alametidir.

Kulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel, Sema MaraşlıKulak Aşık Olurmuş Gözden Evvel, Sema Maraşlı
Eda CELİK, bir alıntı ekledi.
15 Nis 21:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Yetişkin Oğluma

Sürekli meşguldüm o kadar sene,
Seninle doyasıya oynayamadım.
Sen beni çağırdın gel oyna diye,
Ben bir türlü zaman ayıramadım.

Giydirdim, doyurdum, seni kolladım,
Sadece bunları yeterli sandım,
Bana oyuncağını getirdiğinde,
Ben seni çoğu kez, başımdan savdım.

Yatağa yatırır seni okşardım,
Sen uyur uyumaz hemen çıkardım.
Şimdi o günleri çok özlüyorum,
Keşke bir dakika fazla kalsaydım.

Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk.
Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk,
Ona dokunmak için uzandığımda
Ellerim boş kalır, yüreğim buruk.

Artık ne resimler, ne de oyunlar,
Ne "İyi geceler", ne sarılmalar,
Hepsi çok geride, ulaşmak zor,
Yaşanmadı sanki o güzel yıllar.

Artık hiç işim yok, yapayalnızım.
Günlerim çok uzun, üstelik bomboş
Keşke isteklerini bir bir yapsaydım
Küçük arzuların şimdi çok şirin, çok hoş.

Alice Chase

İletişim Donanımları, Doğan Cüceloğlu (Sayfa 91 - Remzi kitabevi)İletişim Donanımları, Doğan Cüceloğlu (Sayfa 91 - Remzi kitabevi)