"Benimkine bulaşırsanız neler olacağını bilmek bile istemezsiniz. Miller'a ya da oğluma göz kulak olan herhangi birine bulaşmak, Max'e bulaşmakla aynı şeydir, sakın denemeyin."
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Oğluma gelsin;)
"Sınavlar elbette ki seni kaygılandıracak. Fakat ne istersen olabilirsin, Nora. Bütün olasılıkları düşünsene bir. Ne kadar heyecanlı."
Alıntı
Akkadın hep olduğu gibi, "Koçari," demişti babama. "Oğlum." Babamı ağlarken gördüğüm ilk ve son andı. Eli nenesinin elini sıkıca kavramış, dudakları bir çocuk gibi büzülmüştü. "Ağlama. Bu Akkadın asıl seni her şeyden daha çok sevdi. Seni o ateşin içinden aldım ya, omzumdaki yarayı bile sevdim. Başın dik yaşa, Koçari. Zehiroğlu olmanın hakkını ver. Ahu..." dediğinde annem de hıçkırarak ağlıyordu ve kapı aralığından onları dinlediğimden bihaberlerdi. "Güzel kızım, kapıma ilk geldiğinde yüzüne kapanan o kapı için beni affet. Aksidir bu Akkadın. Ama seni Şehrazat'ı sevemediğim kadar sevdim. Güldeste'yi bağrıma basamadığım kadar bastım. Oğluma bir aile verdin. Ayağına taş, gözüne yaş değmesin. Birbirinizi asla bırakmayın. Uçurumlar bile sizi birbirinizden ayıramadı. Karadeniz sevdanızı yuttu ama yok edemedi. Böyle yaşamaya devam edin. Benim evlatlarım olarak kalın. Siz mutlu olun ki gözüm arkada kalmasın." Eli babamın yanağına uzanmış, yaşlarını sessizce silmişti. "Ağlama, Koçari. Sana gülmek daha çok yakışıyor. Başın daima dik olsun."
Ali ve Murathan gibi şimdi de Timur ve Yusuf Ali
Kıkırtım tatlı ve kendinden emindi. "Ne o, Maviş? Hani hep severdin be-" Cümlemin devamını yutmama neden olan şey aniden kapının açılması ve babamın karşımızda belirmesiydi. Yusuf Ali saniyeler içinde titreyerek kavradığı belimi bırakmış, ellerini önünde bağlayarak hazır ola geçmişti. Asker çocuğuydu en nihayetinde, hem de Albay Murathan Karakurt'un oğluydu. Askeri disiplini oldukça fazlaydı. Yarbay babam karşısında eli ayağı titredi ama belli etmedi. "Getirdim, Timur amca, dedi ciddiyetle. "Kendisi dersten çıktıktan sonra yine kitaplarını sınıfta unutmuş, bir de tabii telefonu her zamanki gibi sessizdeymiş. Size demiştim, endişelenecek bir şey yok." Saygıyla gerileyip beni äne doğru taktim etti. "Buyur, kızın." Yıllar Yarbay Timur Tönge'den çok şey eksiltmemişti. Kısa kesim saçlarına düşen aklar ve daha da keskinleşen yüz hatları dışında boyu ve endamı yerli yerindeydi. Lakin yaşlanmış ve garip bir şekilde yaş aldıkça benim gözümde tatlılaşımıştı. Ters bakışları bana döndü. Kolumdan kavrayıp, sessizce içeri çekerken Yusuf Ali'ye daimi huysuz ifadesiyle bakıyordu. "İyi," dedi. "Şimdi gidebilirsin." Yusuf Ali saygıyla eğilerek, gitmek için gerilediğinde ileri uzanıp elinden kavrayan bendim. "Yarın sabah kahvaltı yapalım," dedim babama rağmen. "Beni evden alırsın, tamam mı?" "Güneş!" dedi babamın uyarı dolu sesi. "Timur!" diye arkadan bağıran annemdi. "Çocukları biraz rahat bırakır mısın? Buraya gel, yardımına ihtiyacım var. Boyum üst raflara yetişmiyor." Timur Tönge ya sabır çekerek dönmüş ama beni de kendisiyle beraber eve çekmeyi ihmal etmemişti. Çaresizce evin içine çekilirken Yusuf Ali'ye el sallamış hatta gizli bir öpücük göndermiştim. Elleri önünde bağlı bir şekilde adımları uzaklaşırken, dişlerini dudağına geçirerek gülmüştü. Tam o da bana öpücük atmak
Oğluma ♡(⁠˘⁠⌣⁠˘⁠ ⁠)
Değerli, büyük bir kitaptın, oğlum, elimizde: Sen benden okurdun seni, ben senden okurdum.Bir nüsha-i kübra idin, oğlum, elimizde: Sen benden okurdun seni, ben senden okurdum.
Sayfa 891 - Âkifimiz bu şiiri çok sevdiği öğrencisine yazmış. Ben de oğlum Yusuf Orhan'a armağan ediyorum·Kitabı okuyor
Şiir