Birçok iş basvurusu yapmasına rağmen iş bulamayan ve kiraladığı odanın kirasını ödeyemeyen Andreas Tangen'in açlıkla mücadelesi anlatılıyor. Yazmış olduğu yazılar karşısında aldığı birkaç kronla hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Ancak her zaman şanslı olamıyor ve haftalarca açlık nöbetleri geçiriyor. Yeleğini ve düğmelerini dahi rehineciye satmaya kalkışıyor. Bir yandan açlıkla mücadele ederken bir yandan vicdanı ile yüzleşiyor. Hem aç olduğunu herkese haykırmak istiyor hem de sefaletini kimseye belli etmemeye çalışıyor.
"Bütün ömrüm bir mercimek çorbasına fedadır." Sanırım bu söz Andreas'ın ne denli zorluk çektiğinin apaçık göstergesidir. Birgün eline çok güzel bir fırsat geçiyor ve almış olduğu parayla karnını doyurma şansına erişecekken yaptığının yanlış olduğunu kendine telkin ederek parayı ihtiyacı olan başka birisine veriyor. Açlıkla boğuşurken ahlâki olarak vicdanı ile de yüzleşiyor.
Kitabın dili oldukça akıcı ve okurken sizi içine çekiyor. Tok olan bir insan olarak açın hâlinden anlıyorsunuz. Anlamalıyız da...
Keyifli okumalar.