Yiğitcan Yıldızbaş

Yiğitcan Yıldızbaş
@oguzatayfactory
Yalnızlık
Milyonlarca milyarlarca insan varken neden yalnızız? dostlar bizim gibi derin düşünen insanlar sosyal olamaz mı? insanın etrafında sorgulayan bulunmaz mı? çevremize baksak ne kadar boş insan vardır oysaki koskoca toplumda milyonlarca milyonlarca hareket eden düşünmeyen cesetler beden yığınıdır o insanlar çoğu sorgulamaz düşünmez kendi kutsal saydığı kitabı bile okumazlar bu insanlar boşa yaşadıklarının farkında bile değildir bu hayatı boşuna yaşarlar kimisi bir ev bir araba için ömrünü verir kimisi torun hayalindedir ömrünü bir işte heba edip yitip gider bu insanlar nesiller boyu böyle devam eder kimse bir şeyde bir anlam aramaya çalışmaz oysaki anlam arayan insan ise kendini soyutlar yapayalnız kalır zira onu anlayacak yoktur toplum'da ve onun gibi'de pek yoktur olsa bile bu tür insanları bulmak zordur dostlar insan kendini soyutlar en yakınlarını bile dışlar kendinden en son yapayalnız kalır yapayalnız lakin onun yalnızlığı insanlar ile doludur etrafında yığın ile insan vardır onu anlayan yoktur anlaşılamamış insanların suçu kendini ifade edememek değil toplumun bunu idrak edememesidir anlaşılamayanları kimse anlamak istemedi oysa onlar anlaşılmak için beklerdi Orhan abimiz ise anlaşılamamış ve kendini toplum'dan soyutlamış bir insan adana gibi bir yerde bipolar gibi bir hastalıkla boğuşurken kendini geliştirebilmiş nadir insanlardan
Edebiyat
Reklam
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ndeki yüksek öğrenimini yoksulluğu ve hastalığı nedeniyle sürdüremedi. Zonguldak’ta çalışmak zorunda kaldı. O da arkadaşı şair Rüştü Onur gibi 24 yaşında veremden öldü. Öldükten Sonra adlı o şiiri ; Diyecekler ki arkamdan Ben öldükten sonra O, yalnız şiir yazardı Ve yağmurlu gecelerde Elleri cebinde gezerdi Yazık diyecek Hatıra defterimi okuyan Ne talihsiz adammış İmanı gevremiş parasızlıktan. Muzaffer Tayyip Uslu - ÖLDÜKTEN SONRA
Edebiyat
Yolumun üstünde bir tuzak kurdun, Birde diyorsun ki: Yürü iznim var. Cihanda kudretin her şeye hakim, Beni yürüten sen, adım günahkar .. Ömer Hayyam Ömer Hayyam kimdir? Bir matematikçi olarak, en çok koniklerin kesişimiyle geometrik çözümler sağladığı kübik denklemlerin sınıflandırılması ve çözümü konusundaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Hayyam ayrıca paralel aksiyomun anlaşılmasına katkıda bulunmuştur. Bir gök bilimci olarak, çok hassas 33 yıllık enterkalasyon döngüsüne sahip bir güneş takvimi olan Celali takvimini tasarladı:Bu, yaklaşık bin yıl sonra, hâlâ kullanımda olan Pers takviminin temelini oluşturdu. İran'da 1079 yılında, bir yılın uzunluğunun 365.24219858156 gün olarak ölçüldüğünü duyurdu. Bir kişinin ömrü boyunca bir yılın uzunluğunun altıncı ondalık basamakta değiştiği düşünüldüğünde, bu son derece doğrudur. Karşılaştırma olarak 19. yüzyılın sonunda bir yılın uzunluğu 365.242196 gün iken, bugün 365.242190 gündür. Bir şair olarak, rubaileriyle tanınmıştır. Rubailerin sayısının Rubaiyat'ının istinsah tarihlerine göre günümüze yaklaştıkça arttığı görülmekte ve birçoğunun zamanla ona izafe edilen başka şairlerin şiirleri olduğu anlaşılmaktadır. Kendi özgün üslubunu yansıtan rubailerin sayısı 100 civarındadır. XIX. yüzyıldan itibaren Türkiye’de Hayyam’ın rubailerine olan ilginin artmasıyla birlikte Hayyam’ın şiirleri üzerine birçok yazı yazılmış ve rubailerin birçok tercümesi yapılmıştır. Rubailerin bilinen en eski Türkçe çevirisi Muallim Fevzi’ye aittir. Onun bazı rubailerin düz yazı tercümelerinin yanı sıra Hayyam hakkındaki makalelerini de kapsayan Hayyam adlı çalışması önce Tercüman-ı Hakikat’in 1885-1886 yıllarındaki sayılarında yayımlanmış, ardından kitap haline getirilmiştir
Edebiyat
Keşke her şeyi bilebilse doğarken insan ne kadar güzel olurdu öyle değilmi deneme yanılma yolu ile öğrenmezdik hata yapmazdı insan hatasız insan olurmuydu'ki? İnsan şu hâliyle insanmı'ki? Katliamlar savaşlar insan her şeyi bilse doğmadan önce bunlar olurmuydu pişmanlıklarımız telafisi olmayan eylemlerimiz yaptığımız eylemlerin sonuçlarını bilirdik mesela toplumda cahil cühela insan kalırmıydı hiç herkes bilgili olursa kime cahil derdik cahil kalırmıydı içlerimiz'de şairler yazarlar, bilim insanları, sanatçılar ve filozoflar toplumun tamamı böyle olsaydı herkes bilgili olsaydı gözleri kör olan bizler mum ışığı ile bilgi aramaya çalışırmıydık karşı komşum yazar şair ve bilim adamı peki ya bizler bilgi ararmıydık? Kitap okur muydu mesela insan? Yada birşeyler izlermiydi peki her şey bilinen toplumlarda suç olurmuydu kötülük olurmuydu mesela dünya kötümü olurdu ahlaksızlık olurmuydu peki ya yaptığı eylemin sonucunu bilerek suç işleyenlere ne demeli insan? İnsan her şeyi bilse hiç şüphe yokki yine ahlaksızlık yapar suç işler ve bulunduğu yeri kaosa çevirmenin bir yolunu bulurdu belki fıtratında vardı bu.
Edebiyat
Sevgisiz Sevgi.
Sevmek en büyük acıdır insana, zira mutlu olduğunu sanarsın ama mutlu bir işkence ile karşı karşıya kalırsın. Seven kişi için rasyonel kararların önemi yoktur. Zira oda bilmez ne yaptığını kendini bile unutur. Çünkü o derece sevmiştir onu o son nefeside olsa soluduğu hava sonda bulsa aşık aşkından vazgeçmez. Son soluduğu havayı ciğerleri ile buluştursa o havayı derin derin müthiş bir sükûnet ile içine çekse bile, soluduğu hava son bulsa bile aşık yine aşkından vazgeçmez aşık olan insan için irade kavramı'da bitmiştir zira o irade ile değil kendi şahsi hisleri ile devam eder yoluna aklını kullanamaz çünkü aklı aşkını düşünmek ile meşguldür ve aşkı için herşeyin feda etmeyi göze almıştır aşık çünkü aklı birilerine esirdir o yokken hayatın tadı tuzu yoktur çünkü dedim ya sizlere aklını insanlara esir etmiştir zira sevilemeyen sevgi en tehlikelilerinden biridir çünkü karşılık alamaz insan onu seven yoktur o ise ateş misali yanar ve karşılık bulamaz sevgisiz sevgi canları en çok yakandır.
Edebiyat