Bazen hiçbir şey olmamasına rağmen ağlamak istiyorum.
Ama gözlerim bile yorgun.
Bazen hiçbir şey olmamasına rağmen çığlık atmak istiyorum.
Ama sesim boğazımda doğmadan ölüyor.
Bazı sabahlar uyandığımda, gözlerimi açmıyorum hemen.
Çünkü biliyorum… Gözlerimi açtığım an, dünya üzerime çökecek.
Tavan bana çok yakın gelecek.
Kalbim, midemin tam ortasına bir yumruk gibi oturacak.
Ve içimdeki o kelimesiz yük, beni tekrar günün içine
itecekti.
Roman, bir erkeğin Müzeyyen’e duyduğu tutkulu ama karşılıksız aşka odaklanır. Anlatıcı, Müzeyyen’i gerçekten tanıyıp tanımadığını bile bilmeden ona bağlanır; asıl aşk, kadından çok onun zihninde yarattığı Müzeyyen imgesinedir. Hikâye boyunca anlatıcı; aşk, yalnızlık, erkeklik, cinsellik ve toplumla kurduğu ilişkiyi iç monologlar ve dağınık düşüncelerle sorgular. Müzeyyen çoğu zaman uzakta, belirsiz ve ulaşılmazdır. Roman, klasik bir aşk hikâyesinden ziyade, takıntı, arzu ve insanın kendisiyle yüzleşmesi üzerine derin ve ironik bir anlatı sunar.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
bizim buralarda kadınlarımız,
icabında ayıp, yasak, günah üçgeninde sıkıştırılmış vaziyetteydiler ama, Müzeyyen bu üçgeni yırtmış, yırtarken kendi kendine bir şeytan üçgeni yaratmış