İnsan aklı, ilahî aklın bir lem’asıdır. Sıhhatte ve dengeli olduğu zaman mümini inkâra değil tevhide götürür. Ancak tutkular dengeyi bozduğu ve görüş ufkunu kararttığı zaman onu dalalete sürükleyebilir. Demek ki, dış engellerle kösteklenmeyen akıl, kelimenin bugünkü manasıyla rasyonalizme sevk etmez insanı. Rasyonalizm, beşer idrâkini aşan her prensibi reddeder. Oysa İslamiyetin anladığı akıl, tevhidi kavramak için bir araçtır; beşer idrakler âlemine bu yoldan ulaşabilir.
Cebrail Aleyhisselam, Adem Aleyhisselam'a üç nur getirdi ve 'Ya Adem,' dedi, 'Bu üç nurdan birisi akıl, diğeri iman ve üçüncüsü de hayâdır. Bu üç nurdan birisini seç ve al.' Hazret-i Adem bu üç nurdan akıl cevherini aldı, iman ve hayâ nurlarına da, 'Ben aklı seçtim, siz gidiniz.' dedi. 'İman, Allah, bana akıl nerede bulunursa benim de orada bulunmamı ferman eyledi. Madem ki Adem Aleyhisselam aklı seçip aldı, ben iman olarak ondan ayrılmam, aklın bulunduğu yerde ben de bulunurum.' dedi. Hayâ nuru da söz alıp dedi ki: 'Bana da imanın bulunduğu yerde olmam irade buyruldu. Sen akıl nurundan ayrılmayacağın gibi ben de haya nuru olarak, iman nurundan ayrılmam.'
Şu halde akıl kimde ise iman da oradadır.
İslâm' da, Vahdaniyet temel prensiptir. Bu doktrin, en cihanşümül ifadesini Kelime-i Şahadet'te bulur: Lâ ilahe illAllah. Derin manası: Mutlak Gerçek' in dışında gerçek yoktur.
Erasmus daha iyisini yaptı. Dedi ki: İnsanlar deli olmakta çok haklıdırlar. Mesela Sokrates günün birinde akıllı olmaya kalktı. Baldıran zehrini içmeye mecbur bırakıldı. Bundan daha tabi ne olabilirdi. Dünyada akıl hakim olsa dünya baştan başa yıkılırdı.
İslamiyet, akıl ile Batı'nın rasyonalizmini aynı şey saymaz. Akıl, tevhit inancına götüren mütevazi bir köprüdür, bu inançtan ayrıldığı gün ister istemez dalalet bataklığına saplanacaktır.