Geçen gün yağmur sonrası biraz yürüyüş yaptım. Sarı ile yeşilin birbirini dansa kaldırdığı güz mevsimi gelmişti. Toprağın ıslak kokusunu taa derinlerinlerime kadar çekip mühürledim. Patikanın sonunda o kadar büyük bir ağaç vardı ki altına bağdaş kurup oturmak ,düşünmek istedim. Güçlü dalları Yağmur sularıyla yıkanmış kahverengi yeşil sarı yaprakları aradan süzülen güneş ışığı ile adeta parlayordu. Dünya üstünde varlığını ispat edercesine tüm heybeti ile salınıyordu. Ağacın sayamadığım kadar kolları vardı. Yosunlar etrafını sarmalamış, yaprakları ile aynı renk cümbüşü içinde hem belirsiz hem de bir o kadar da göz alıcıydı. Uzandım altına. Dünyada karşılaştığımız her bir an sanki ağacın içine hapsolmuştu,saklamıştı onları dallarının budaklarının arasında . Kendimi onunla bir hissettim bir an. Ruhlarımız birbirine aşınaydı belki de . Yaşadığım her iyi kötü anılarımı dallarıyla bağlantıladım kafamın odalarında . Merdiven basamaklarını tırmanır gibi çıktım her bir dalından ennnn uç yaprağına . Sonra o yaprağın üstünden baktım aşağıda uzanmış kendime . Ne kadar yol geldiğimi farkettim sakince, gururla. İçimdeki ağacın dallarını,budaklarını kucakladım sevgiyle . Yine kol verecektim hayata biliyordum. Sonbahar yaza gebeydi.Hep öyle olmuştu. Yeniden yapraklanmaya söz vererek kalktım renklerin binbir tonunu barındıran yıllanmış ağacın altından .