Bazı insanlar vardır. Okuduğu romanları veya izlediği filmleri hiç okumamış olmayı veya hiç izlememiş olmayı dilerler. Çünkü hissettikleri duygu o kadar güzel ve yoğundur ki keşke aynı duyguyu baştan hissedebilseydim diye düşünürler. Hiç okumasaydım da baştan başlayıp aynı duyguları tadabilseydim. Bu seri tam da böyle hissettirdi bana.
Spoiler vermek hiç istemiyorum o yüzden kuşbakışı bir özet verip geçeceğim.
Öncelikle üslubuna değineyim. Yazarın üslubu o kadar sade, akıcı ve doğal ki.. Okuduğunuz anda kendinizi o mekânda ve sakin bir ortamda hissediyorsunuz. Detaylara değinilmesi sizi yine aynı mekânda tutuyor, dağılmadan, uzaklaşmadan bozkırın güzelliklerini ve doğanın dinginliğini bu şekilde net hissediyorsunuz.
Olayın kurgusuna gelecek olursak, her şey sırasıyla doğal ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Asla karmaşık veya düzensiz hissetmiyorsunuz. Devamında ne olacağını merak ederek sıkılmadan okuyabiliyorsunuz.
Karakterler güzel bir şekilde işlenmiş. Her bir karakterin ayrı bir huyu var ve gerçekleştirdikleri hareketleri, eylemleri herkese tam bir şekilde oturuyor. Evet bu karaktere tam da böyle davranmak yakışırdı diyorsunuz. Asla herhangi bir çelişki hissetmiyorsunuz.
Romanın en sevdiğim yanı da yer yer manevi olaylardan bahsedilmesi (örn: Kırkgöz Ocağının Pirleri, Anacık Sultan vs.) Son zamanlarda en çok özlenilen duygulardan biri de maneviyat duygularımız olduğu için okurken bu duyguyla birlikte çok güzel bir doyum yaşıyorsunuz.
Herkese tavsiye edebileceğim bir roman serisi diyebilirim. Keşke devamı gelseydi ve hiç bitmeseydi…