İstanbulda son günler baslasin tatil.....
Nihal Atsız’ın öğretmen olarak çalıştığı okula bir gün bir hanım öğretmen gelir. O zamana kadar kimseye bakmayan, kimseyle pek alakadar olmayan Atsız içeri giren o öğretmene ilk görüşte aşık olur. Evet kelimenin tam anlamıyla bu bir ilk görüşte aşktır. Ve aşık olduğu o meçhul hanım öğretmene bu şiirin giriş kıtasını yazar. Bir zarfa koyar ve öğretmenin dolabına bırakır. Aradan günler geçer ve Atsız mektubuna cevap alamaz. O bir görüşte aşık olduğu kadın o mektubuna ve aşk ile yankılanan şiirine cevap vermemiştir. Atsız’ın büyük bir merakla, hasretle ve dört gözle yolunu beklediği cevap bir türlü gelmek bilmez. Daha doğrusu Atsız, mektubuna hiç bir cevap alamamıştır!.. Sonraki bir zaman da kendi dolabını açar ki, bir de ne görsün!. Mektup zarfı bile açılmadan kendi dolabına bırakılmıştır. Derin bir teessür, şaşkınlık ve biraz da hayal kırıklığı… Söz susar, kelam başlar… Yüreğinin dip dalgaları dile gelir ve şiir olur kelama dökülür. Atsız bu şiirinin adını o gün Geri Gelen Mektup koyar ve gerisini tamamlayarak yayınlar. Malum aşığın meçhul sevgiliye bir mektubudur bu. Ne kadar derin bir aşk ve ne kadar derinden yanan, yankılanan bir sevda hikayesi bu böyle. Öyle olmasaydı bu kadar yanık sevda kokusuyla bu şiiri yazabilir miydi? Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara
Hayata Dair
ŞEHİT ÖĞRETMEN NECMETTİN YILMAZ... Size bir hikaye anlatmak istiyorum... Necmettin Yılmaz'ın hikayesi... Gerçi, bu topraklar ismini bilmediğimiz vatan sevgisiyle dolu mazlumların hikayeleriyle dolu... Onlardan biride 23 yaşında şehit edilen sınıf öğretmeni, Necmettin Yılmaz... Gümüşhane’nin küçük bir köyünde dünyaya gelen Necmettin Yılmaz, 9 Eylül Üniversitesini kazanmış, yatay geçişle Karadeniz Teknik Üniversitesine ordanda daha ekonomik olacağını düşünerek tekrar yatay geçişle Artvin Çoruh Üniversitesi’ni gider ve bitirerek sınıf öğretmeni olur. Öğretmen olmak ve kimseye yük olmamak için çalışır. 2016 yılında Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki Çiftçibaşı İlkokulunda göreve başlar. Öğrencileri onu çok severler.. Necmettin Yılmaz okulun tek öğretmeni vede Müdürüdür. Daha 23 yaşındadır. 8 Aylık öğretmendir. Okul tatil olur, Gümüşhane'ye Ailesini ziyaret etmek için yola çıkar, PKK’lı teröristler Tunceli yolu üzerinde yolunu kestiler, Necmettin Yılmaz'ın aracını ateşe verdiler, kendisini kaçırdılar. Babası duyar duymaz Tunceliye koştu, bir ümit Necmettin Yılmaz'ı belki geri getirirler diye... Ama hiç bir haber alınamadı... 5 gün sonra Pülümür çayında Necmettin yılmaz'ın cesedi bulundu. PKK'lı teröristler Necmettin Yılmaz'ı şehit edip, cesedini Pülümür çayına atmışlardı... Necmettin Yılmaz'ın cenazesi, memleketi Gümüşhane'nin Torul İlçesine götürülüp toprağa verildi. Geride gözü yaşlı bir baba, annesi ve kız kardeşi kaldı... Babası 2 yıl sonra Necmettin'in öğretmenlik yaptığı okula gider, Sıraya oturur, Duvarda Necmettin'in asılı fotoğrafına bakar bakar, Öğrencileri gözyaşlarına boğulur... Allah rahmet etsin... Ailesine sabır versin... Ruhuna EL FATİHA.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hadi okula giriş paralı diyen neyse hakan anlattı bu safın otobüs kartına çökmeye çalıştılar biz öğrenci kartımızı unutukta senin kartı verde basalım yarın sana geri veririz kartını demişler bu safta iyilik olsun diye vermiş hakan mevzuyu görüp müdahale etmiş bizim safı fırçalamış oğlum kartı verirsen sen nasıl döneceksin hadi bir şekilde döndüm tanımadığın insana otobüs kartı bile olsa kart mı verilir diye
Alıntı

Gölge

@Golge_ses
·
Abi normal de ticaret ile uğraşan adam kurnaz olur bu çocuğun yedi ceddi tücar ama bu çocuk saf... bundan babası bize emanet etti çocuğu üniversite okuyacak sıralaması iyi bizim yanımızda kalırsa puanına yazık olacak sizin yanınıza yoluyalım sahip çıkın dedi.... ulan bu kadar saf olmamalı insan keşke puanına yazık olsaydı da bu safla uğraşmasaydık.
Alıntı
Bence haklı.
Özel okullar dahil ülkede tüm okullarda eğitim fiili olarak bitti. Dersler boş geçiyor. Çocuklar okula gitmek istemiyor. Neden? Üniteleri, konuları bitirmişler. Peki o zaman okulları kapatmak için niye 26 Haziran’ı bekliyorsunuz? Eskiden son bir iki gün ders bitti denirdi şimdi 2 hafta önce dersler bitiyor. Maarif modelimiz iyi çalışıyor maşallah.
Alıntı
Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, 3 yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli bir
Duygu ve Düşünce
Ben küçükken annem ve babam kavga edince uyuyor numarası yapardım
Sesleri yükselmeye başlayınca, battaniyeyi başıma çekerdim. Gözlerimi sıkıca kapatır, nefesimi bile yavaş alırdım. Çünkü biliyordum beni uyuyor sanırlarsa, belki kavga etmeyi bırakırlardı. Bazen kapım açılırdı. Annem gelip üstümü örterdi. Babam sessizce odadan bakardı. Ben ise hiç kıpırdamazdım. Çünkü korkardım. Ya gözümü açarsam, İkisinden biri gider diye… Sabah olunca hiçbir şey olmamış gibi davranırdık. Kahvaltı hazırlanırdı. Ben okula giderdim. Ama içimde hep aynı soru olurdu: “Bugün eve geldiğimde her şey yerinde olacak mı?” Yıllar geçti… Bir gün yüksek bir ses duydum, kalbim hızla çarpmaya başladı. Sonra fark ettim… Evde kavga yoktu. Ben hâlâ çocukluğumdaki seslerden korkuyordum. O gün anladım… Bazı çocuklar oyuncaklarını değil, Evdeki huzuru kaybetmekten korkarak büyür. Ve bazen… Bir çocuğun en büyük hayali, Yeni bir oyuncak değil, Anne ve babasının sessizce oturduğu bir akşam yemeğidir. Çünkü… Çocuklar kavgaların nedenini anlamayabilir. Ama o kavgaların hissettirdiği korkuyu, Yıllar geçse de unutmayabilirler… 🤍
Alıntı