Yandaki sınıfa girerek ilk sıraya kapandı:
Hayır, hayır; artık okula gelmeyecekti. Dersler başlayınca da evden sınıfa, sınıftan eve, işte o kadar. Fakat eylül beş, eylül on beş, sonra ekim, sonra dinmeyecekmiş gibi yağan yağmurlar.. yağmurlar. Ve biri kırk kilometre doğuda, öteki aynı uzaklıkla kuzeydeki iki ilçeyle eş kenarlı bir üçgen kuran yollar bu yağmurlarla nadas tarlalarından farksızlaşacak, Doğanbeyli bucağı dünyadan kopmuş bir nokta gibi kalacaktı. Dünya sağnakların ardında, çamurun, tipinin ve ayazın ardında, memurin kanunu'nun ardında kaybolup gidecekti. Deliçay bütün kış boyunca bahçe duvarlarına kadar yükselir, boz bulanık, uğultulu, devrile devrile akar, dallar, kütükler sürükler getirir, vâdinin vahşiliği bütün bütün artardı. Ufku büsbütün daraltan tepeler, toprak damlı evlerin üzerine iki yandan abanıverecekmiş gibidir. Bütün kış her şey, kül rengi bir gökyüzünün altında, her şey toprak damlar, kerpiç duvarlar ve ebedî melankolileri ile çırılçıplak kavaklar birbirlerini eritmek, yok etmek içindir. Bu yokluğun içinde Nesrin, bu on dokuz yaşı ile ne yapsın? Ne yapabilir?