"Eğer bir çocuk hastaysa, bir gözün daima diğer çocukların üzerinde olması gerekir. Zira sağlıklı olanlar patırtı çıkarmaz, onlara sunulan hayatın kesik köşelerine uyum sağlarlar, hiçbir şeyden şikayet etmeden sıkıntıların, güçlüklerin şeklini benimserler. Dalgalardan nefret ederek deniz fenerinin bekçisi olurlar ama yazık, reddetmek uygunsuz düşer. Bu görev hissi onlara rehberlik eder. Orada duracaklar, simsiyah gecenin içinde gözcü olacaklar, üşümemek için de, korkmamak için de uğraşacaklar. Oysa üşümemek, de korkmamak da normal değil. Onlara göz kulak olmak gerekir."
Onun için kardeşi hep daha dün öldü. "Zaman her şeyin ilacı," dediler defalarca. Aslında böyle gecelerde tam aksine zamanın hiçbir şeye ilaç olmadığını idrak ediyor. Zaman acıyı derinleştirip canlandırıyor, her defasında daha yoğun biçimde.
Ülkeleri onları sağlam seviyordu, iyi çalışan makine seviyordu. Değişikleri sevmiyordu. Onlar için hiçbir şey öngörmemişti. Okullar onlara kapılarını kapatıyordu, ulaşım araçları donanımlı değildi, yollar birer tuzaktı.
Çocuğun yanındayken hayatı kaçırmak kaygısıyla onu çabuklaştırmaya uğraşmıyordu. Hayat, oradaydı, bir nefes mesafede; ne ürkek ne de savaşçı, sadece orada.