Sana inanmadım diye mi gözlerin bulutlu?
Kaç evden saçların dağınık çıktığını unuttun mu?
Beyaza bulaşırsa siyah, rengini çalar
Beyazsam, korkuyorsam, bu suç mu?
İncilerim yok önüne sereceğim,
İnci'nmeleri var bi'çare yüreğimin.
Küstüm çiçekleri, çöl serçeleri...
Kırgın, kurak bir kadının çığırtkan sessizliği.
Boynuma bıraktığın yüz görümlülüğü bir öpücüğü çıkarıp attım
Muhteşem bir hataydın,
Yaptım.
Öyle bir köşede elleri bağlı durmak mı farz, yoksa cenaze namazı mı? Emin değilim. Kimse öğretmedi bana bu kuralı. Emin olmadığım başka bir şey de; bir otopsi gerekmez mi anneme? Hiç kanı akmadan öldü annem. Sabır damarlarından emdiniz kanını diye. Yalnızlıktan öldü annem. Anlaşılamamaktan öldü. Sevgisizlikten öldü annem. Doktorlar dedi, siz de duydunuz. İlk kalbi durdu, annem sonra öldü. Sizin pir yanınızdan dem vururken, annem vampirliğinizden öldü....
Sana kim kanat verdi, ey kuş? Bana kimse kanat germezken. Bu çekilmez dünyada, çekilmiş bir suyum ben. Köşesine çekilmiş, bilmek istersen. Ki kanatlarını yalatırken sen rüzgara, kaç fukara çocuğu ağlatıyorsun, biliyor musun? "Baba, uçurtma!"
Söylemedi mi sana kimse bunları? Şaşkınlıktan küçük dilini yutacak, denizin unutkan balıkları. Ben bile karışmam denize, yarama tuz basmamak için. Bulandırıyor gökyüzünü her akşam üstü yere inişin. Bildiğimi saklarım kendi derinliğime. İm'saklarım bazen gösteriş olsun diye, "Su uyur, düşman uyumaz." diyenlere.
Güneşli günlere inansam yağmur olurdum. Sen hangi buluta şekil verdin? Neden bu gururun? Benim içimde yanılgımın durgun kışı, senin gözlerinde telaşlı kuş bakışı. Özgürlüğüne gölge düşürecek olsam, bardaktan taşarım. Kuş, gel otur şöyle. Anlaşalım.
Bir 'Süleyman' olsam anlatacağım sana her şeyi. Ama hayret, sen anlıyorsun beni. Oysa ben kuş dili bilmiyorum ki.