O gün gittiğinde, gitmek zorundasın sandım. Gidiyorsun ama veda etmiyorsun sandım. Gidiyorsun ama sen de kahroluyorsun sandım. Ben, sen beni üzdüğünde sen de üzülüyorsun sanacak kadar anlamaya çalıştım seni.
Beni neden sevgimin inancından vurdun?
Herkesin hayatı farklı ama kimsenin hayatı kusursuz degil.
Birisi parası olmadığı için geceleri uyuyamıyor, bir başkası ise sahip olduklarını kaybetme korkusundan bir an bile huzur bulamıyor. Birisi sevilecek birini arıyor, diğeri sevildiği hâlde içindeki boşluğu dolduramıyor.
insanlar dışarıdan birbirinin hayatına imreniyor ama kimse geceleri kimin neyle savaştığını bilmiyor.
Çünkü bazı insanlar yoklukla tükeniyor, bazıları da sahip olduklarının ağırlığıyla.
Bu yüzden kimsenin hayatına uzaktan bakıp "keşke
onun hayatını yaşasam" deme. İnsan en çok, görünmeyen yerlerinde yoruluyor.
Ne seni unutabiliyorum, ne senden kalanları. Başımın içinde bir kanser tümörü gibi büyüyor büyüyorsun. Seni unutamamanın verdiği acılara dayanamıyorum artık. Unutamamanın bu kadar kahredici, çıldırtıcı olduğunu bilmezdim. Her yerde, her zaman benimle birliktesin, işin kötüsü her şey seni hatırlatıyor. Kalabalıkta gelişigüzel söylenmiş bir söz bile yetiyor seni düşünmeme. Yalnızlığımda ise sesin kulaklarımda çınlıyor, avuçlarının serinliğini hissediyorum alnımda. Yaşanmış zamanlar bir film şeridi gibi geçiyor hafızamdan. Anılarımızı en küçük noktasına kadar birer birer hatırlıyorum. İşte o zaman; bu seni unutamayan başı, duvarlara vura vura parçalamak geliyor içimden.
olmayışını, olamayışını sevmek olur mu?
bunu da sevmiştim halbuki.
bir anlamı olmayan hareketlerinden anlamlar çıkarmayı da sevmiştim.
karşılaşmalardan anlamlar çıkarmayı sevmiştim.
kaderin olabilme ihtimalini.
seni konuşmayı sevmiştim, konumun sen olmasını.
sonra yanıma gelince, gözlerime öyle bakınca, anlamlıyım zannetmiştim, nereden bileyim?
saf sevmeyi sevmiştim.
senin gözünde bir anlamım olabilme ihtimalini sevmiştim belki.
ah be!
şimdi fark ediyorum da ne çok sevmişim seni, ne çok sevmemişsin beni.