eniden merhaba! Yüksek lisans döneminin getirdiği uzun süren yoğun bir koşuşturmacadan sonra ihmal ettiğim okuma düzenime geri dönebileceğimi umuyorum. Bu yoğun tempoda hiç okumadım diyemem, genellikle bana keyif veren okumaktan gerçekten doyum sağlayacağıma inandığım kitaplara yöneldim. Belki de o yüzden girişi de bunlardan biri ile yapmanın daha iyi olacağına inanıyorum.
Pat Barker, antik Yunan mitolojisinde popüler bir hikaye olan Homeros'un İlyada'sını diğer tüm kadınlarla aynı ortak kaderi paylaşıp bir köleye dönüşen Briseis'in perspektifinden dinlememizi sağlıyor. Troya’ya gitmeden önce Yunan ordusunun yağmaladığı şehirlerden birinde (Lyrnessos) soylu bir kadın olan Briseis bize; çok eski zamanlardan beri kültürlerin hepsinde olmasa da çoğunda ataerkil toplumlar tarafından kadınların seslerinin nasıl görmezden gelindiğini, küçümsendiğini, kesintiye uğratıldığını veya bağırılarak, itilerek kıstırıldığını anlatıyor. Biliyoruz ki Homeros’un İlyada’sında kadınların fikirleri, duyguları, düşünceleri, sesleri ve hikayeleri yok. Tam da bu noktada yazar Briseis aracılığı ile savaşların kadınlara ne yaptığına onların hikayelerine ışık tutarak vurgu yapıyor ve sadece Briseis'in travmatik deneyimlerine nasıl tahammül ettiğini ve atlattığını değil, aynı zamanda parçalanmış hayatını nasıl iyileştirdiğini ve oluşturduğunu da gösteriyor.
Ben Pat Barker’ın dilinden bu hikayeyi yeniden dinlemekten çok keyif aldım. Briseis, hem ünlü hem de unutulmuş sessiz kadınların hikayelerini geri getirerek bende (daha önce İlyada’da dahil olmak üzere Troya Savaşı ile ilgili birden fazla kaynakta ismini duymuş olmama rağmen) Pat Barker sayesinde gerçekten güçlü bir yere sahip karakterlerden oldu. Aranızda henüz okumayanlar varsa severek okuyacağınıza inanıyorum