Bugün kendimi "artık pencereye sırtımı dönmek istemiyorum" derken buldum. Artık pencere önlerini çevreleyen koltuklar düşman gibi görünüyor.
-"İnsanlar neden koltuklarını pencere önlerine koyar, neden dışarıya hareketli ve canlı olana değil de içeriye hareketsiz olana bakmak ister ki?"
Sorduğum soruya yine kendim cevap veriyorum. Çünkü benden başka herkesin duvarları sadece bir duvar değil. Benim sadece düşünerek, çalışarak inşa etmeye çalıştığım dünya zamanda asılı kalıyor. Hareketi yok, canlı değil. Hayata karışan bir yanı, yeniliği, dönüşümü yok. Ben ve benim gibiler uğraşlarıyla kendilerini bir müddet ancak avutabiliyorlar.
Bir zaman sonra duvarlara bakmaktan, duvarların içini dolduran tek ses olmaktan yoruluyoruz. Dışarıya bakmak, güneşi, yağmuru, ağaçları görmek istiyoruz. Sanki bunlara kavuşsak içimizdeki bıkkınlıktan kurtulacakmışız gibi...
Tekdüze rutinlerin içinde güneşe, yağmura, rüzgara maruz kalmadan yaşayan fanustaki bir bitki gibiyiz. Bizi kurtaracak olan nedir?