kitaba başlarken düşüncelerim: yazarın hikaye anlatımının donuk olduğu ile ilgili yorumlar okudum. japonların duygu dünyasının dışa vurumu bizim kültürümüzden biraz farklı olsa da ortak noktalar var mı merak ediyorum. ayrıca günlük yaşamdan küçük anları anlatan kitapları okumayı seviyorum. birkaç yıldır tüm raflarda ve okuma listelerinde gördüğüm kütüphane, sahaf, çamaşırhane, kitapçı, fırın, lokanta gibi yerlerde geçen bu romanlar da minik tatlı insan hallerini anlattığı için okumayı seveceğimi düşünüyorum. bu kitap özelinde beklentim de gezi öncesi günlük hayatları ve rutinleri hakkında ipuçları yakalamak sanırım.
Bak, bir
gün, küçük bir köyden geçiyordum. Çok ihtiyar, doksanlık
bir adam badem ağacı dikiyordu. 'Ee, dede,' dedim,
‘badem ağacı mı dikiyorsun?’ O, eğilmiş olduğu halde
bana baktı ve ‘Ben, oğlum,’ dedi, ‘ölümsüzmüşüm gibi
hareket ederim.’