okuyankonuk

Bak, bir gün, küçük bir köyden geçiyordum. Çok ihtiyar, doksanlık bir adam badem ağacı dikiyordu. 'Ee, dede,' dedim, ‘badem ağacı mı dikiyorsun?’ O, eğilmiş olduğu halde bana baktı ve ‘Ben, oğlum,’ dedi, ‘ölümsüzmüşüm gibi hareket ederim.’
Sayfa 52·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Müneccimlerce gök kubbenin sultanı bellenmiş Şems çoktan batmış, ancak onun veziri sayılan Kamer hâlâ doğmamıştı. Havva anamızın Kabil ve Habil'i emzirdiği süt kadar beyaz ve parlak Samanyolu, bir uçtan diğer uca kadar uzanıyordu. Şems'in düşmanı olan Utarid'in ardından, savaş ve öfkenin timsali Merih de battığından olsa gerek, göklere barış ve huzur hakimdi. Buna rağmen yıldızların hiçbiri yörüngelerini terk edip göklerin düzenini bozamadı. Çünkü Ülker'i kovalayan ve yedi yıldızdan ibaret Cebbar batarken, ölçü ve dengeyi temsil eden Terazi takımyıldızı artık doğmuştu. Hayalperestliğin timsali Seretan'a bakan Eflatun, Büyükayı, Ejderha ve Küçükayı'dan sonra Kutup Yıldızı'nı gördü. Gökyüzü bu yıldızın etrafında dönüyordu ve giderek, sanki daha da hızlı dönmeye başladı.
…Ama oraya gidersen, bu temizpak halinle geri dönmen zor olur. Kayığımla Galata'ya götürdüğüm nice insanı, zahidi, sofuyu ve dini bütün âdemi, dinlerini ve imanlarını unutmuş, dahası ayyaş, bıçkın ve zamparanın alası kesilmiş olarak buraya getirdim. İşte o Galata denilen şehir, adeta ahiret gibi bir yerdir. Eğer oraya bir gidersen, bu güne kadar yaşadığın namuslu hayatı unutur, bambaşka biri olursun. Benden söylemesi!
Sayfa 72·Kitabı okudu
Bizim aramızda Kanal'ı geçerek yerli halkı ayaklandınp Mısır'ı alacağımıza inananlar vardı. Bu kadar saf olmayan Almanlar'ın Türk ordusuna verdiği Kanal vazifesi ise daha basittir. Arasıra birkaç bin Türk feda ederek ve ikide bir Kanal ' ı zorlayarak, Mısır'da mümkün olduğu kadar İngiliz ordusu tutturmak! Mısır' da duran her İngiliz, Alman ordusunun karşısında azalmış bir fert demektir. İngiliz raporu diyor ki: "Bu vak'a üzerine muhafız kuvvet otuz bine çıkarılmıştır. " Demek, Kanal'da Almanlar muvaffak olmuşlardır.
Kudüs kelimesi Hıristiyanlığı hatıra getirir. Fakat ne Kudüs'te, ne de Filistin'de Hıristiyanlık diye bir mesele yoktur. Kudüs 'ün Hıristiyanlığı, Ortodoks Petesburg, Protestan Berlin, dinsiz Paris, Katolik Roma ve Anglikan Londra'nın politika meselesidir. Kudüs 'ün yerli meselesi, Yahudi-Arap meselesi: Bir avuç Yahudi, altı yüz bin Arap! Yafa'dan Kudüs'e kadar Yahudi Filistin'i birkaç defa dolaştım. Filistin'in yeni kasabaları ve köyleri Yahudi eseridir. Bu, yeni değil, yepyeni bir Filistin'dir. Köylerinde akşamları simokin giyen İngiliz Yahudisi muhtarlık eder. Kırmızı yanaklı Alman Yahudi kızları dilijanslar üstünde şarkı söyleyerek bağdan köye döner. Müslüman Araplar ise, bu efendilerin hizmetindedirler: Üzümü Arap gündelikçi sıkar ve şarabını semiz Yahudi içer. Eski Filistin' de Arap köyü bir toprak yığınıdır. B ahçeler harap, insanlar çıplak, gözler hastalıklıdır. Yahudi Filistin'de kasabalar, portakal kokuları ile, düzgün şosalar, frenk incirleri ile çevrilmiştir. Şubat ayında göğüsleri ve enseleri açık kadınlar, keskin kokulu gül demetleri ve olmuş portakaııarla süsledikleri zengin otel salonlarında, gözleri engine daImış, harp sonunu beklemektedirler. Gözyaşının hiçbir faydası olmadığını anlamak için, Yahudilerin Kudüs 'te yüzlerce yıldan beri her cumartesi günü başlarını dayayıp ağladıkları taşı ziyaret ediniz: Yüz lerce yıllık gözyaşı, bu ağlama duvarını bir santim aşındırmamıştır. Paranın ne büyük kuvvet olduğunu anlamak için ise, Filistin'de yoğun Arap nüfusunu topraklanndan süren siyonist sömürgeciliğini görün. Yüzlerce yıllık gözyaşı, bir külçe altına değmez. Balfur'un bir nutku, Davud'un bütün mezmurlarından daha tesirlidir. Yahudiler tedhiş (zorlama)