Sahabilerden Ebû Karfese (r.a.) rivayet ediyor:
Bir gün Allahın Resûlünün mescidine gittim. Bir müddet sohbette bulundum. Hz. Osman (r.a.) de Peygamber mescidine geldi. Bir köşeye oturdu. Kâinatın Efendisi onu görünce dediler ki:
- Yâ Osman! Bana yakın ol!
- Peki, ey Allahın Resûlü!
Hz. Osman (r.a.) Âlemlerin Tacına biraz yaklaştı. Peygamberler Peygamberi:
- Yâ Osman, dedi. İyice yanıma gel!
Hz. Osman (r.a.) iyice yaklaştı. Dizi Allahın Resûlünün mukaddes dizine değiyordu. Hz. Osman'ın yakasının bağı açıktı. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) mübarek eliyle bağladı. Ve Hz. Osman'ın îmân aynası berrak yüzüne baktı, mübarek gözlerinden billûr billûr yaşlar aktı:
Yâ Osman, dedi. Önünde büyük işler olacağını bil! Kıyamet günü benim havzıma en önce sen gelirsin. Damarlarından kan akar. Rengi kan rengi, kokusu misk kokusu gibidir. Allahın Peygamberi olarak ben, sana "Sübhanellah, seni kim böyle yaptı?" derim. Sen falan, falan dersin. O zaman Arşın içinden bir nida gelir. "Biliniz ki, Osman Bin Affan her sürülmüş üzerine emîr ve pâdişâhtır," der, sonra Hak Tealâ ile senin arandan perde kalkar. Sana tecellî eder. Cenâb-ı Hak sana "Ya Osman! Seni şehid edenler hakkında ne düşünüyorsun?" buyurur. Sen de: "Yâ Rabbi! Eğer sen onları muaheze edersen, ben de azarlarım. Eğer sen avf edersen, ben de avf ederim," dersin...Hz. Osman ( Radıyallahu Anh )