9/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 18:33
18. yüzyıl sonları Boston kırsalında geçiyordu öykümüz. Erkek hegomonyası altındaki toplumda, yasalar önünde bile, kadın hakları düşüncesinin kabul edilmediği yıllardı. Şöyle ki, bir kadın, yaşı, işi statüsü (Yok ama, neyse) ne olursa olsun, yanında kocası, babası ya da erkek kardeşi olmadan, dava konusu olayın kilit şahidi de olsa, mahkemede tanıklık edemiyordu. Tanıklık etse de, çoğu durumda erkek yargıçlar tarafından takdir hakkı hemcinslerinin lehine kullanıldığı için, kadınların olmayan hakları da yeniyordu, okuduğumuz öyküden anladığımız üzere. Hallowell kasabası halkı, kasabadan geçen Kennebec Nehri’nin sularını baharın ortasına kadar donduran, oldukça sert kış şartlarına uyum saglamışlardı. Ellili yaşlarının ortalarındaki Martha Ballard ve kocası Ephraim Ballard, çocukları ile birlikte, kasabanın değirmeninde yaşıyorlardı. Ephraim, değirmen işleri ve toprak ölçümleriyle ilgilenirken, Martha ise yaklaşık otuz yıldır kasabanın ebesi ve bir çeşit adli tıp uzmanı olarak görev yapıyordu. Bu nedenle de kasabanın önemli kadınlarından birisiydi kendisi. Kışın sertliğini hissettirmeye başladığı günlerin birinde, yeni yeni donmaya başlayan nehirde bulunan bir cesetle başladı olaylarımız. Bu doğal bir ölüm değildi elbet. Kasabada bir süre önce işlendiği dilden dile dolaşan bir suçun faillerinden birine aitti bu ceset. Ve böylece başlayan olaylar silsilesi ile, Martha Ballard’ın öyküsü ön planda olmak üzere, kasaba halkının sosyal yaşamı, kadın – erkek ilişkileri, aşk, evlilik ve aile hayatları anlatılıyordu kitapta. Kadınların ikinci sınıf muamele gördükleri bir toplumda, kocası tarafından okuma yazma öğretilen, sevilip kollanan ve o devirdeki anlayışın tersine kadının eşiyle her konuda denk kabul edildiği, dürüstlük ve aşk temelinde acı tatlı geçen otuz yıllık bir
Donmuş NehirAriel Lawhon · Kairos Kitap · 202621 okunma
Veyl 1 - Ucube erkek karakter ve sorunlu diger kadro
4/10
·480 syf.··
2026 4. kitabı
Merhabalaarr! (Biraz spoiler verecegim, emin degilim ama bilerek okuyun) Veyl 1 romanıyla ilgili birkaç düşüncemi belirtmek istiyorum. Hikayenin ana fikri çok güzel, suçluları suçlularla cezalandırmak falan guzel bir fikir. Ancak karakterlerimiz o kadar kotu ki okumayı iskence haline getiriyor. Zaten erkek karakter wattpad camiasındaki tum karakterlerin ozeti gibi. Hepsi birbirine benzer o ayrı da bu karakterimiz yani Kunter arkadaşımızdan bayagı nefret ediyorum. Kızımızı resmen zorla yancısı yapıyor ve bunu romantize ediyorsunuz PUHAHWBAHWHNSHE bu durumun aynısını Beyaz Leke’de de görmüstük. Bu Kunter adam zaten Beyaz Leke Tugay’ın yan sanayi hali. Bence kardesi de olabilir o ayrı mevzu, burada Kunterin etnik kokenini veya akrabalık bağlarını tartışmıyoruz. Bence cok rahatsız edici bir karakter. Kitabı okuyalı nerdeyse 7-8 ay oldu o yuzden cok detaylı hatırlamıyorum her seyi ama kunter sağ olsun iğrenc insan aklımdan cıkmamıs. Benim hayatımda veya cevremde öyle birisi olsaydı muhtemelen sikayet ederdim bir yerlere. Seni ucube kunter bu haraketlerine hicbir kız ‘dusmez’ kaba tabirle. Bilmiyorum neden bu kadar kin güttügümü sorarsanız en basta ana karakter kızımızı zorla kendi bölgesine alıyor, yine zorbalıkla yonettigi bu kaos ortamında üstüne onu yancısı yapmaya calısıyor, ve sonunda kızımızı cok seviyor herkesi asıp kesiyor ama yoook kıza gelince süt dökmüs kedi gibi onu sahipleniyor. Cok rahatsız edici bilemiyorum artık ama. Kurgu da zaten klasik wattpad plot olarak devam ediyor, güclü kadın diye yine duygusuz, tiksinilen tarzda erkekler gibi herkesi bicen bir savas makinesi iteliyorlar ilerleyen bolumlerde yan karakter olarak. Guclu kadın bu değil yazar arkadaşlar lutfen kliselerden başınızı kaldırıp bi’ sokun şunu kafanıza, anlayın artık. Tek sorun bu değil
Veyl - Kötülerin ŞehriFatma Şamata · Artemis Yayınları · 2025500 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İkinci Durak: Büyük Beklentiler ve Varislerin Oyunu
Puan vermedi·466 syf.··
2026 2. kitabı
Kemerleri bağlayın, çünkü bu sefer ilk gönderimizdeki o bulutların üzerindeki toz pembe havadan biraz uzaklaşıyor, iki admin olarak bizi biraz yoran, beklentilerimizin biraz uzağına düşen bir diyara, Wisteria’ya gidiyoruz. Blogumuzun ikinci ortak okuma kitabı, adından sıkça söz ettiren Adora Yağmur’un çok konuşulan Varislerin Oyunu oldu. Sosyal medyada o kadar çok önümüze çıktı ki, iki fantastik kurgu aşığı olarak "Tamam," dedik, "İşte aradığımız o macera!" Büyük krallıklar, prensler, prensesler ve suikastçılar... Kulağa şahane geliyordu. Ama dürüst olalım; sayfaları çevirdikçe aradığımız yüksek fantastik atmosferi tam olarak bulamadık ve bu sefer iki admin ortak bir "keşke" noktasında buluştuk. Biz kitabın kapağını açarken bizi büyüyle, derin dünya tasarımlarıyla saracak epik bir fantastik kurgu umuyorduk. Ancak karşımıza daha çok; prenslerin, prenseslerin ve onların peşindeki katillerin kapana kısıldığı devasa bir "kraliyet akademisi" ya da bir nevi saray entrikası çıktı. Kötü mü? Bu tarz içerikleri sevenler için belki sürükleyici olabilir ama bizim hayal ettiğimiz o yüksek fantastik atmosfer bu değildi maalesef. Gelelim bizi en çok yoran konuya: Karakter enflasyonu! Kitapta tam 24 krallık ve dolayısıyla bir sürü varis var. Karakter sayısı o kadar fazla ki, tam birine alışmaya çalışırken, onun iç dünyasını kafamızda canlandırmaya fırsat bulamadan karakter şok bir suikasta kurban gidiyor! Bu hızlı ölüm kalım döngüsü bizi hikâyeye bağlamaktan ziyade sürecin içine girmemizi biraz zorlaştırdı. Yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim; yazarın hakkını teslim etmemiz gereken yer, kitabın temposunu hiç düşürmemesi ve olay örgüsünü bir şekilde akıcı tutabilmesi. Katili tahmin etmeye çalışmak, o gizem havası merak uyandırıyor. Ama kurgudaki bazı mantık boşlukları
Vârislerin OyunuAdora Yağmur · İndigo Kitap · 20233,701 okunma
Unutmak Kurtuluşsa, Hatırlamak Neden Hâlâ İnsan Kalmanın Bedeli?
Puan vermedi·274 syf.··
2026 133. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 11:13
I—BAŞLANGIÇ: Şimal Yıldızı: Unutmanın Kurtuluş, Hatırlamanın Yangın Olduğu Bir Dünya Bazı kitaplar vardır; kapağını kapatırsınız ama içindeki karanlık bir süre daha odada kalır. Şimal Yıldızı benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Oğuz Yılmaz, bu eserinde sadece yıkılmış bir dünyanın hikâyesini anlatmıyor; yıkılmış insanın, kırılmış hafızanın, susmuş vicdanın ve hâlâ bir yerlerde titrek de olsa yanmaya çalışan umudun hikâyesini anlatıyor. Kitabı okurken şunu çok net hissettim: Burada asıl mesele dünyanın sonu değil; insanın, dünyanın sonundan sonra bile insan kalıp kalamayacağı. II—İNCELEME: Romanın atmosferi karanlık. Hatta yer yer insanın içine işleyen, boğucu, sisli ve soğuk bir karanlık bu. Ama bu karanlık sıradan bir dekor değil. Yazar, distopik bir evren kurarken aslında bugünün insanına da ayna tutuyor. Çünkü kitapta gördüğümüz o yıkım, sadece dışarıdaki şehirlerde, sistemlerde, düzenlerde yaşanmıyor; insanın içinde de yaşanıyor. Hafıza, unutmak, geçmiş, korku, kibir, inanç, yara, direniş ve insan kalma meselesi romanın damarlarında dolaşıyor. Hele bazı cümleler var ki, insan onları okuyup geçemiyor. Bir yerde durmak, nefes almak, hatta kendi içindeki eski defterlere bakmak zorunda kalıyor. Bu kitabın en güçlü tarafı bence tam da burada: Oğuz Yılmaz, büyük büyük olaylar anlatırken bile insanın en küçük iç sızısını unutmuyor. Distopya yazıyor ama kalbi ihmal etmiyor. Karanlık bir dünya kuruyor ama o dünyanın ortasına insanın iç yangınını yerleştiriyor. Kitapta unutmak bir nimet mi, yoksa insanın kendinden vazgeçmesi mi? Hatırlamak bir lanet mi, yoksa insan kalmanın son şartı mı? Geçmiş gerçekten geride bırakılabilir mi, yoksa insan nereye giderse gitsin kendi kuyusunu da yanında mı taşır? İşte
Şimal YıldızıOğuz Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202650 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 9. kitabı
şunu fark ettim ki gerçekten çok sevdiğim kitaplar hakkında ne düşündüğümü hiç bilmiyorum. Valeria sayfalar boyu birçok kişi oluyor, ya da belki de hiçkimse olmuyor. Yeri geliyor başka birinin gördüğü hayalete dönüşüyor, yüzlerce kez ölüyor, saksı-hırsızlığı yapıyor ve-benzeri onlarcası herhangi köksüz hayatları oynuyor. Kitap boyu edebiyatla, kendisiyle ve yaşamla ilgili atıp tutuyor, kendi yazdıklarıyla dalga geçer gibi bir havası var her sayfada. Okuduğunuz hiçbir sayfadan hiçbir şey anlamıyorsunuz, bu kitapta karakterler, yer ve mekanlar, kurmaca gerçeklikler yok. Gerçekliğin aklınıza dahi gelmeyecek boyutlarında sizi sayfalarca gezdiriyor ve sayfayı her çevirdiğinizde hiçbir şey anlamamanın ama hissetmiş olmanın tortusuyla seviyorsunuz Kalabalıkta Yüzler'i. İçimden bir ses diyor ki, modern çağda yazarlık ancak böyle bir yazınla mümkün olabilir. Zamanın, mekanın, karakterlerlerin asırlardır işlenip tekrar noktasına geldiği edebiyat dünyasında; böyle zırdeli romanlar insanlara edebiyatın hala başımıza gelmiş en güzel şeylerden biri olduğunun kanıtını gösteriyor
Kalabalıkta YüzlerValeria Luiselli · Siren Yayınları · 2016144 okunma
7/10
·192 syf.··
2026 50. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 21:50
Ah Esme ah diyorum… Nasıl olabilir diyo insan okuması biraz zordu yada bana öyle geldi ama yinede sarsıcıydı Esmeye üzülmemek imkansızdı.Ailesi nasıl yapabilir diye düşünmeden edemedim…
Esme Lennox Nasıl Yok OlduMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20243,081 okunma