gözünün yaşına bakmayan bi ara ağlama dayanamam demişte olabilir
Canın gerçekten yemek mi istiyor, yoksa biraz eğlenmeye mi ihtiyacın var? Duygusal Açlık kitabı, bazen yeme isteğinin altında fiziksel açlıktan çok karşılanmamış psikolojik ihtiyaçların olabileceğini anlatıyor. Bunlardan biri de eğlence ihtiyacı. Günün büyük kısmını sorumluluklarla, yapılacaklar listesiyle ve kendine hiç alan açmadan geçirdiğinde, beynin kısa süreli haz veren davranışlara yönelmeye daha yatkın olabilir. Bu yüzden akşam saatlerinde aniden tatlı ya da abur cubur istemen, her zaman bedeninin enerjiye ihtiyacı olduğu anlamına gelmez. Eğlenmek bir lüks değil, psikolojik bir ihtiyaçtır. Kendine keyif veren aktiviteler için hiç zaman ayırmadığında, zihnin bu eksikliği başka yollarla telafi etmeye çalışabilir. Yemek de bunlardan biri olabilir çünkü kısa süreli rahatlama ve haz sağlar. Ancak bu rahatlama geçicidir; karşılanmayan ihtiyaç ise devam eder. Bugün kendine şu soruyu sor: Son zamanlarda beni gerçekten mutlu eden, sadece keyif aldığım için yaptığım en son şey neydi?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Size göre mutluluk ne demek?
Mutluluk; kişinin her daim hasret olduğu, özlemini duyduğu ve uzun, upuzun bir yolculuk olabilir. Veya bizim öz penceremiz üzerindeki anlık hislerimiz de olabilir. Nazlı Kılan Ermut Pollyanna Mutlu muydu?
DİNDAR(!) NEDEN KÜPLERE BİNER?
❗️​"Bir aptalı ikna etmeye çalışmak boşunadır, çünkü aptalın aklı yoktur; ama bir dindarı ikna etmeye çalışmak daha da boştur, çünkü onun aklı vardır ve aklını kullanmayacaktır." — Soren Kierkegaard Durun hemen kalkanları kaldırmayın 😊 Kierkegaard bir ateist falan değil; aksine dindar bir Hristiyan (Pretastan). Üstelik kendi mahallesine konuşuyor. Yani tepkisi, — alışkanlık hâline gelmiş, sorgulanmayan kurumsal dindarlık ve nominal Hristiyanlığa. Hemen üstüne alınma yani... Ha, "Bizde de aynı durumlar var mı?" diye düşünebilirsin tabi, hatta yap bunu mutlaka! 👉 Malum "İslam, akıl dini değil nakil dinidir" safsatasına itibar edildiği, beyin yamyamlarının el üstünde tutulduğu bir coğrafyadayız! Konumuza dönelim. ❗️Eğer Kur’an merkezli bir din anlayışınız varsa, mutlaka sizler de birebir yaşamışsınızdır! Kendisini dindar bilenlerle fikri münakaşa yaparken, zat-ı alilerine kapı gibi belge sunsanız, yanlışını apaçık gösterseniz dahi, onları yine de ikna edemez, eski inancından kolay kolay vazgeçiremezsiniz. Hele bir de — bir siyasi oluşuma, — bir tarikata, — bir cemaata müntesip bir mürid, gassal elinde bir meyyit ise! 🔎 Peki neden böyle? — Üç ana neden öne çıkıyor:
ALLAH'IN "SEVİNMESİNİ" NASIL ANLAMALI?
"Azîz ve celîl olan Allah, "Ben, kulumun beni düşündüğü gibiyim; beni andığı (her) yerde, onunlayım (rahmet ve yardımım onunla beraberdir)!" buyurmuştur. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın, kulunun tövbe etmesinden dolayı duyduğu hoşnutluk, herhangi birinizin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden daha büyüktür.” (Nitekim Allah şöyle buyurmuştur): “Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım, bir arşın yaklaşana bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelene ben koşarak giderim.” (Buhârî, Tevhîd 15, 35, 55; Müslim, Tevbe 1, Zikir 2, 19) İnsan, Allah'ı "anlamanın" bir yoludur, ama "sınırlandırmanın" yolu değildir. Yâni, biz, üzerimizdeki sanatına bakarak Cenab-ı Mevlâ'yı anlamaya çalışabiliriz, fakat sınırlarımızı Ona taşıyamayız. "Teşbih" tefekkürün kapısıdır, eyvallah, fakat "tenzih" de tefekkürün yegâne sıhhatidir. Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerini düşünürken teşbih-tenzih arasındaki dengede kalabilmek, tefhim için lâzım geldiğinde dikkatle temsile-teşbihe, lâkin sapıtmamak içinse dâima takdîse-tenzîhe başvurmak elzemdir. (Tıpkı kullukta "havf-reca/korku-ümit" dengesini korumak gerektiği gibi. Fazla korku yeise düşürür. Fazla ümitse ucba...) Hem zâten şu teşbih; esmasını, sıfatlarını, şuunatını, "Ve lillahil meselül a'lâ!/En yüce mesel ve temsiller Allah'a âittir!" (Nahl sûresi, 60) sırrınca bir nebze kavramak içindir. Yoksa münezzeh-mukaddes Hüda'yı insanlaştırmak için, yüz bin hâşâ, değildir. Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikatin altını şöyle çizer: **"Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhînin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi, "Ona benzer hiçbir şey
Allah Sevgisi
‘’En iyisi düşünmemekti . Kaçmaktı . Kendi içinde kaçmak …Fakat bir içim var mıydı ?Hatta ben var mıydım ? ‘’ diyen TANPINAR bu raddeye gelecek kadar ne düşünmüş ne yaşamış olabilir kim bilir…