Karşındaki insan seni her kırdığında, günün sonunda bir bakıyorsun ki özür dileyen, durumu toparlamaya çalışan ve kendini suçlayan yine sen olmuşsun. Haklıyken haksız duruma düşürülmek, hissettiğin öfke yüzünden "aşırı tepki vermekle" suçlanmak bir süre sonra kendi algından şüphe etmene neden olur. Eğer bir ilişkide sürekli kendi akıl sağlığını ve haklılığını sorguluyorsan, orada sevgi değil, yavaş yavaş seni tüketen bir manipülasyon vardır.
Bir çocuğun en temel ihtiyacı kusursuz ebeveynlere sahip olmak değildir. Duygularının görüldüğünü ve kabul edildiğini hissetmektir. Çocuk, üzüldüğünde susturuluyorsa duygularını bastırmayı; korktuğunda küçümseniyorsa ihtiyaçlarını gizlemeyi öğrenebilir. Ancak duyguları anlaşılmaya çalışılan bir çocuk, zamanla kendi iç dünyasını tanımayı ve düzenlemeyi de öğrenir. Bir Aile Meselesi kitabı, çocuk yetiştirmenin aslında davranış düzeltmekten önce güvenli bir ilişki kurmak olduğunu hatırlatıyor. Çünkü çocuklar, kendilerine nasıl davranıldığını zamanla kendi benliklerinin sesi hâline getirirler.
Ayrılmak bazen sadece bir insandan uzaklaşmak değildir. Birlikte kurduğun hayallere, alıştığın düzene ve geleceğe dair zihninde çizdiğin resme de veda etmektir. Bu yüzden iyileşmek her gün aynı hızda olmaz. Bir gün kendini güçlü hissederken, ertesi gün küçük bir anı seni yeniden duygulandırabilir. Bu geriye gittiğin anlamına gelmez. Yas doğrusal ilerlemez. Kendine zaman tanıdığında, bir gün acının tamamen kaybolmasa bile hayatının merkezinden çekildiğini fark edebilirsin.