Üç beş beylik laf edeceğim. Üniversitede bir felsefe hocam vardı. Derste benim bir fikrim var, dediğimiz vakit hep şunu söylerdi: "Kaç kitap, kaç makale, kaç tez, kaç bildiri okudunuz da fikriniz var? Fikir oluşumu için zihninizde ne birikiminiz var?" Okumayı hiç sevmeyen beni yola sokan olaylardan biri olmuştur, bu cümleler. Kitap da tez de makale de bildiri de okudum. Yine de hocamın istediği seviyede değilim, eminim buna. Ama onun affına sığınarak yine de kendimce fikrim var ve bu inceleme için fikir beyan etme isteği oluştu içimde.
Kitap idealizm yoluna sokulan bir hırsızı anlatıyor. Peki idealizm nedir? İdealizm, sözlük anlamına göre ülkü demektir. Kitap okumayı sürdürülebilir hâle sokmamız dahi idealizm sınırları içindedir. Ben idealizmi bir inanç olarak görüyorum. İnsan dünya ve ukba hayatı için inanma zorunluluğu içindedir. Ben hiçbir şeye inanmıyorum diyenin bile inanacağı "hiçbir şey" vardır. Kimi dine (İslam, Hıristiyanlık, Budizm, Şintoizm vs.) kimi bir amaca (şan, şöhret, zenginlik) kimi güzele (sanat, kültür, edebiyat) kimi dünyayı yaşanılabilir kılmaya (sosyalizm, kapitalizm...) kimi düşünceler ve yorumlar silsilesine (felsefe, sosyoloji, mantık, psikoloji)... Saydığım sayamadığım yığınla şey... İnsanı idealist yapan şey içinde bulunduğu, için dâhil olmak istediği bu inanç zorunluluğudur. Bu zorunluluk sorumluluk doğurur. Bu doğum da bazı fiiliyatları dikte ettirir. Din ibadeti, amaç çalışmayı, güzel hissetmeyi, yaşanılabilir dünya hayali bedel ödemeyi ve ödetmeyi, düşünceler okumayı, anlamayı, yorumlamayı... İnanılan şeyler insanı var olduğu hâlden alıp kendi kabında bir şekil verir. Ve insan buna nadiren "Hayır!" diyebilir. Çünkü idealizm insanı hücre duvarı gibi sarar. İdealizmin amacı dünyayı duvarlarla süslemekken (bunu her daim kötü bir şey olarak