• 214 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10·
    Kitapta yaban olarak geçen Ahmet Celal tarafından tutulan bir anı defteri aslında bu kitap. Olay akışı bir romandan ziyade bir psikolojik kitabı andırdı bana. Kurtuluş Savaşı'nda Anadolu'nun bir köyünde yaşayan savaş gazisi bir aydının gözünden köy halkının psikolojisi, yaptıkları, söylemleri... Kitap bize açık ve net gösteriyor ki o derslerde anlatılan Anadolu halkının birlik duygusu, yardımseverliği, milli mücadeleye inancı aslında her noktada sandığımız gibi bir masaldan ibaret değil. Yani daha önce işgal edilmemiş bir köy gerçekten de Yunanların vaatlerine inanabilir ve çıkar uğruna benliğini satabilir. Bunun sebebinin de aslında cahillik olduğu ortada fakat bu insanların çektiği sıkıntılar içinde bunları düşünmesini istemek de biraz abes kaçıyor doğrusu. Oradaki köylünün tek amacı aç kalmadan kimin boyundurluğu altında olursa olsun yaşamak. Tabii kitapta da geçtiği gibi aslında suç onların da değil, asıl suç onları zamanında sömürmüş ve dünyadan izole bir şekilde bırakmış olan aydın kesimin suçu.


    Yani kısacası kitap milli mücadele döneminde halkın ve aydın kesimi temsilen Ahmet Celal'in yaşantısını anlatıyor.
    Şiddetle öneririm. Türk edebiyatının mihenk taşlarındandır.

    Keyifli okumalar
  • Maupassant tarzı hikayenin (Olay hikayesinin) Türk Edebiyatındaki ilk temsilcisi Ömer Seyfettin olmadan Türk öykücülüğü anlaşılamaz. Ömer Seyfettin aynı zamanda Milli Edebiyat Akımının öncülerinden biridir. Bu bağlamda Türk Edebiyatının çok önemli bir yazarıdır. Bu önemli yazarın hikayelerine vakıf olmak gerekiyor.
  • north
    north Asla Asla – Kısım 2 & Kısım 3'ı inceledi.
    208 syf.
    ·7/10
    Geç yüklenen bir inceleme daha ve merhaba. Bugün size sevdiğim bir serinin yorumuyla geldim. (aslında geliyorum, gelmeye çalışıyorum)

    Asla Asla benim epey sevdiğim bir kitaptı. Kurgusu ve olay akışı asla yavaşlamıyordu ve bir çırpıda bitirmiştim. Ve sonu o kadar DELİRTİCİ bitmişti ki bir an önce diğer kitapları okumak istemiştim. (epsilon 2. Ve 3. Kitabı birleştirip bastı) Tüm bu olayların sonunun nereye bağlanacağını çok merak etmiştim.

    Birinci kitap zaten felaket bir yerde bitmişti. (O kadar felaket ki yazarlar ikinci kitapta özür dilemiş) Her şey en başa dönmüştü ve Charlie kayıptı. Silas daha kendini bile tanımazken hakkında bir avuç mektup yazısında okuduğundan fazlasını bilmediği bir kızı bulmak zorundaydı. Ve onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Onun her şeyi tekrar en baştan nasıl çözeceğini – hem de bu sefer tek başına- ve Charlie’yi nasıl bulacağını gerçekten çok merak ediyordum. Ve Charlie’yi bulduğunda bu sefer nasıl bir ilişki yaşayacaklarını. Biraz ilk kitabın tekrarı olmasından korkuyordum ama asla öyle olmadı. Kitap 200 sayfaydı ve ilk 150 sayfa boyunca kitabı elimden bırakamadım. O kadar heyecanlıydı ki! Asla ama asla ilk kitabın tekrarı değildi ve bu sefer ilk kitapta merak ettiğiniz ama öğrenemediğiniz şeyleri öğreniyordunuz ve olaylar öyle bir yere gidiyordu ki… şok oluyorsunuz. Hele o olay tekrar yaşandığında olan şey... asla öyle bir şey olmasını beklememiştim, çok iyiydi! Ve bir de Silas yine olayı tek başına çözmek zorunda kalmıyor ve ekibe benim en sevdiğim karakter London da katılıyordu, Charlie'dense biraz London'ı okumak beni çok daha mutlu etti.

    Geriye kalan sayfalar ise daha durağan kısımlar. Charlie ve Silas’ı kalbimde özel bir yerlerde sevsem muhtemelen sıkılmazdım ama ikisi de benim için ortalama karakterler olduğu için biraz sıkıldım. Ve kitabın sonu da malum. Doğrusunu söylemek gerekirse en başından beri olayların çok mantıklı bir yere bağlanmayacağını biliyordum çünkü evet kitapta normal olmayan bir olay yaşanıyordu ama diğer her şey tamamen normaldi. Yani büyülü bir şeylerin olması falan daha da saçma olurdu. Ama yine de o kadar gerilime böyle bir son insan yine de biraz üzülüyor… ama dediğim gibi, zaten başka bir şey de olamazdı. Yani bu kitabı sonuna göre değil, gelişme bölümüne göre yargılamak daha doğru olur ki o kısım da bence gayet iyiydi.

    Eğer rs’den çıkartacak hafif ve temposu yüksek bir şeyler arıyorsanız rahatlıkla okuyabilirsiniz. Zaten sayfa sayısı da az olduğu için sizi asla sıkmaz.
  • 302 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Aslında Tanpınar’ın bütün eserlerini alırken amacım bir çalışma yapmaktı. Bu kitabın yarım kaldığından ise sonradan haberim oldu. Okuyacağım ilk yarım kalmış kitap olduğu için açıkçası biraz gerildim ve korktum. Pek de olumlu bir beklentim olmadan başladım kitaba.
    Daha sunuş kısmında Selim ile Tanpınar arasındaki benzerliğe dair yapılan yorum kitaba daha çok ilgi duymama neden oldu.
    Her kitap gibi ilk sayfalarda karakterleri tanımaya, olayı anlamaya çalıştım. Selim, Nevzat, Süleyman, Marie, Leyla, Zümrüt Hanım derken sayfalar ilerledikçe karakter isimleri de arttı. Nuri, Asım, Ziya, Faik, Refik, Atıf Bey, Sabiha, Sabahat, Nail, Hayri Dura, Adrienne, Ayşe... Ve bence kitabın ismiyle özel bağlantısı olma ihtimali olan Fatma. Bunca kişi arasındaki bağlantıyı tam olarak anlamak için kitabın tamamlanmış olması gerekti ve sanırım yazar bir o kadar daha (ortalama üç yüz sayfa) yazsa tam olurdu. Tamamlanmış halini okumayı isterdim çünkü bana göre güzel bir kitaptı. Güzeldi çünkü yarım kalmış bir kitap olduğunu biliyordum, olay değil edebiyat okudum orada. Çoğu cümlenin altını çizdim, cümleler öyle güzeldi ki. Sırf o cümleleri okumak için bile okunur bu kitap.
    Bir son var, olay var diye düşünerek değil çok emek harcayarak bir araya getirilmiş müsveddelerden oluşturulmuş bir eser, yarım kalmış bir roman olarak okudum. Okurken anlamaya çalışmak yoruyor bir araya getirirken ne kadar zorlanılmıştır diye düşündüm ve başta yazar olmak üzere emeği geçen herkese saygı duyarak okudum. Hayatta yarım kalan ne çok şey var bir de yarım kalmış bir kitap okuyayım diye okudum. Şiir okumadaki amaç güzel cümleleri okumak, edebiyatı hissetmek benim için, bu kitabı da öyle varsaydım.
    Beklentim çok olmadığı için beğendim kitabı belki de. Hele iç konuşmalar... Çok hoşuma gitti. Hatta bir ara Tutunamayanlar geldi aklıma. Tabi ki kıyaslamıyorum iki kitabı ama iç konuşmaların yoğunluğunu hissetmek ister istemez bu kült kitabı getiriyor akla. Nasıl ifade edilir bilmiyorum, kısaca: karışık ama okunabilen bir kitap diyebilirim.
    (Eksik olan yerleri olduğu için tabi ki karışık bir kitaptı.)
    Kitapta değişik bir büyü var, akıcı diyemem ama elime aldığımda bırakamadım, sayfalar akıp gitti. İlginç bir kitap velhasıl. Sanat da var politika da...
    Okumak isterseniz bunun yarım kalmış bir kitap olduğunu unutmayın ve karışık, zor anlaşılır olmasını göze alın. Yoksa yaklaşmayın. Ama edebi bir keyif yaşamak isterseniz kitaba şans verin ve şiirlerin de sonunun olmadığını düşünerek bu romanı da öyle farz edip okuyun. Tabi eğer okurken kitabın arkasına kısa notlar, sayfa numaraları not alanlardan değilseniz kitap biter, zihninizdeki çoğu şey uçar gider unutmayın. Eğer tercih ettiyseniz emeğe saygı duyarak keyifle okumanızı dilerim.
  • 176 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap oldukça distopik ve bu tür sevmeyenler bu kitabı ağır bulacaktır. Yazar dönemin şartlarını, toplumsal sıkıntıları işlemiş ve dönemin siyasi koşullarına güzel mesajlar vermiştir.

    Kitabın filmi de var. Ben ilk önce kitabı okuyup daha sonra filmini izlemenizi öneririm bu şekilde daha pekişmiş olacaktır.

    Kitap gayet akıcı, olay örgüsü olan ve merak uyandıran bir havada.

    Kitabın baş karakteri Alex ve onun çete arkadaşlarının insanlara yaptıkları eziyet, baskı ve zulümlerden sonra Alex, kendi arkadaşlarıyla anlaşmazlık yaşayıp onu satmalarıyla tutuklanır. Burda kendi içlerinde yaşanan iç savaşı görmekteyiz. Alex’ in üzerinde yapılan bir deneyle onun topluma yeniden düzgün bir insan olması çalıştırılmıştır. Peki bundan sonrasında neler olmuştur acaba?
  • 384 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Veee bitti. Videosunu paylaştığım zaman iki günde biter diye planladım ama hayatta başımıza gelecek şeyleri ve ansız ağrıları bilemediğimiz için... Neyse ki hızlı okuma çalışmalarını yapmadığım halde üzerimde yapışıp kalmış sabit bir hız var. O şekilde 60 ile 130 sayfa arasında okuya okuya bitirdim. Hadi bakalım derdimi yandığıma göre başlayalım (Bilgiler Spoiler değil, bildiğiniz olaylar, roman içeriği hakkında olay örgüsü yok) :

    Kitap daha önce de bilgisini vermiş olduğum üzre Gutenberg ve meşhur icadı matbaa üzerine kurulu. İcatta payı olan 3 kişi var ve bu ortaklık dünyada çığır açan o icada sebep oluyor. İcat birden bire ortaya çıkmadı elbette. Ne sancılar, ne mücadeleler, ağır çalışmalar... Ancak kitapta benim açımdan daha güzel olan arka planı oldu. Tamamıyla bir Orta Çağ portresi. Kilisenin egemen olduğu, insanları yalanlarıyla sömürüp paraları cukka ettiği dönemler. Bir de İstanbul'un fethedildiği vakitler. Bizler için bayram gibi kutlanan bu fetih elbette Avrupa'da farklı yankılar yaratttı. Birden Haçlı seferleri bahanesi ile sömürü altına girmeleri (biliyoruz ki o sefer hiç olmadı), İstanbul bizlere geçince ticaretlerinin azalması, ekonomik daralmaları, siyasi buhranları.... Kısacası matbaa icat ediliş aşamasında hem ekonomik hem siyasi buhranları yaşadı. Hem de ağır bir kilise baskısı altındalardı. En azından bu Peter'in bildiği... Peki Gutenberg kim ve nasıl davrandı acaaabaaaa? Kızar mısınız hak verir misiniz bilemiyorum Okuyup kendiniz karar verin bence ️

    ️.
    DİPNOT: Dili için çok akıcı ya da değil diyemiyorum. Kurgu için de bayıldım diyemem zaten tarihi gerçekliklere de dayanıyor. Ama değinmiş olduğum gibi tarih ve Orta Çağ hakkında verdiği bilgiler, oluşum aşamasında yaşananlar güzel. Tarihi karakterlere değinen ve unutamadığım kitaplar var. Onlar gibi wooow olmadım ama yine de okumaya değer.
  • 664 syf.
    ·17 günde
    Okuduğum en farklı kitaptı. İlk postmodern roman olarak edebiyat aleminde yerini almış nadide eserlerden biri. Ancak bu kitap ne anlatıyordu sorusunu cevaplamak işin en zor yanı. Her şeyi ya da hiçbir şeyi, hayatın ta kendisi gibi.
    Yazım stili olarak Cervantes’in Don Quijote’sini anımsatacak size. Zaten içinde de çokça atıf var kendisine. Rabelais’in Gargantua ve Pantagruel eserleri, Shakespeare’in Hamlet ve Jül Sezar’ı , çokça mitolojik olay ve karakter, felsefe, din, bilim, günlük hayat, Tristram’ın doğumu, daha çok babası ve amcası, savaş, aşk... Dedim ya hayatın ta kendisi. Tekdüze bir kurguda yazar bolca kurgu dışına çıkıyor, tabiri caizse sohbet ederken daldan dala atlayarak konuşan biri gibi. Zaten kitabın ta başında okuru dikkatli olması için uyarıyor, hatta azarlıyor nerdeyse iyi ve sabırlı okurlar az olduğu için.
    Kitabı okumaya niyetliyseniz tamamen beklentilerden sıyrılın ve tabula rasa halinde başlayın okumaya. Ama bilin ki kolay olmayan, farklı bir tecrübe sizi bekliyor. Unutamayacağınız bir eser olacağına eminim.


    Youtube kanalım : https://www.youtube.com/user/ayseum