Eşitlik denen şeyin herkesin toplumda eşit haklar alması demek olduğu neden erkeklerin zoruna gidiyor mesela ben bunu anlamıyorum?Kadın hakaret küfür ettiğinde asla haklı değil ama o noktaya bir kadın kolay gelmez kimse kimseyi de kandırmasın.Yani bu tahrik olayları da can sıkıcı kadının toplumda aktif rol alması zoruna giden erkekler var yazık.Trafikte araç kullanımından tut işine gücüne herşeye.Japonya gelişmiş deniyor sürekli ama beni şaşırtan erkek ve kadınlar aynı işte aynı ücrete tabi tutulmuyor erkek fazla alıyormuş.Aynı iş yükü bir de ne kadar komik bir durum.Dünyanin bircok yerinde bu böyle.Esitlik söz konusu zaten olamıyor.Ama bir erkeğin de kadınla kendini bir tutup yarıştırması çok komik erkeğin güçlü yaratılışlı olması onu aşırı yüceltmez adam eder.Kadına nazik eder ama nerde.Ayni erkek kardeşlerimin benimle yarışması gibi ama onları da suçlayamam yerken birşey tam ölçü yeriz dhdhd hala öyle ya da hep iddialasmak vardır.Bir kere babam o kız çocuğu ya sen getir yoruluyor fln dediğinde bir an düşündüm ama güzel birşey eş tutmamak ama herşeyin yeri ve ölçüsü var.Kücükken flndi dediğim.Ama erkek bedenen daha iyidir kabul etsin herkes bu kötü bir durum değil eğer adamsa.Şu da var bazıları diyecek kimi kadınlar da güçlü diyebilir evet herşeye yetişir kadın gücünün üstünde çalışır işte bu olay batıyor onlara da.Kadının doğumunun zorluğu sonra vücut durumu hakkında gönderiye heh buna da birşey bulurlar diye yorum atan bir embesile kaç tane adamın laf anlatamadığını da varsayarsak zaten.Bir de bu kadınların kimisi hem sınav hem bebek uğraşıyorlar.
Tasarım hatası..
“Kötü tasarıma benim favori örneğim gidip dönen gırtlak (laringeal) siniridir. Boğazda larinks adı verilen bir ses kutusu bulunur. Beyinden gelen ve gırtlak (laringeal) sinirleri denilen iki sinirle idare edilir. Bunlardan biri olan süperior laringeal mantıklı bir şekilde beyinden ses kutusuna doğrudan kablolanmıştır. Diğeri, yani gidip dönen laringeal delicedir. Beyinden boğaza gider, ses kutusunun yanından geçer (ki yolculuğunu tamamlaması gerektiği düşünülen yer burasıdır) ve göğüs kafesinin derinliklerine kadar iner. Orada kalbe bağlı ana arterlerden birinin etrafından dolaşır ve hızla boyna geri döner ve sonunda ses kutusunda sonlanır. Ama zaten yanından geçmiş olduğu bu kutuya çok önce girmiş olabilirdi. Zürafada bu oldukça dolambaçlı ve maceralı bir yolculuk demektir. Bir hayvanat bahçesinde talihsiz bir şekilde ölmüş bir zürafanın kesilip açıldığı bir televizyon programına konuk olarak katıldığımda çarpıcı biçimde bunu görmüştüm. Bir kez daha, bu bariz bir şekilde kötü tasarımdır fakat geçmişe bakarsanız son derece anlamlı gelir. Atalarımız balıktı. Balıkların boynu olmaz. Gidip dönen laringeal sinirinin balıklardaki eşdeğeri aslında gidip dönmüyordur. Solungaçlanın birine bağlıdır. Beyinden o solungaca giden en kestirme yol, balıklarda bizdeki o artere eşdeğer olan arterin arkasındadır. Kesinlikle dolambaçlı bir yol değildir. Tarihin ilerleyen kısımlarında, boyun uzamaya başladığında, bu sinir ufak bir dolambaç haline gelen yoldan geçmek zorunda kaldı. Nesiller ilerledikçe boyun gittikçe uzadı. Ve bu dolambaç da uzadıkça uzadı. Zürafaların atalarında bu dolambaç saçma derecede uzun hale geldiğinde bile, evrimsel değişimlerin işleme yolu yüzünden, rotasını değiştirip arterin üzerinden atlamak yerine, uzamaya devam etti. Bir tasarımcı bu sinire bir bakış
1000Kitap
Reklam
Hakan Şükür buharlaştı mı?
George Orwell'in kült kitabı 1984'te 'buharlaşma' diye bir olay var. Buharlaşma denilen şey şöyle oluyor; bir kişi partinin menfaati dışında bir iş yaptığında yazarın tabiriyle 'buharlaştırılıyor'. Kısaca yok ediliyor. Bir sabah bir uyanıyorsunuz o kişi yok olmuş. Ve işin garip yanı kimse o kişiyi sormuyor. "Yahu bu adam nereye kayboldu?" demiyor. Bildiğin o kişi hiç var olmamış gibi davranıyor herkes. Tanıdık mı? Malumunuz dünya kupası başladı ve dünya kupası dendiği zaman ilk akla gelen kişilerden biri Hakan Şükür olmasına rağmen nedense hiç öyle değilmiş gibi davranılıyor. 2002'de Güney Kore maçında tüm dünya kupası tarihinin en erken golünü atan adamı yabancı spikerler her dünya kupası organizasyonunda anarken Türk spikerler adını ağzına bile almıyor. Adını ağzına alan spiker maçın ikinci yarısında değişiyor (ahan da buharlaştı). Senelerce aynı forma altında mücadele verdiği arkadaşları asla adını zikretmiyor. Yahu tamam öküz öldü ortaklığınız bozuldu. Tamam Hakan Şükür sizin deyiminizle vatan haini. Tamam da adam hiç var olmamış gibi davranmak nasıl bir ruh hastalığıdır? 1984'deki durumun bir adım ötesi ne biliyor musunuz? Şu, "Ne Hakan Şükür'ü Muratcım, senin kafan karışmış. Seni tedavi etmemiz lazım... Nasıl tedavi ettiklerini uzun uzun yazmayacağım kitabı okursanız görürsünüz. Velhasıl kelam anlıyoruz ki Hakan Şükür demek suç. O yüzden bir daha ondan bahsederken, eski Akp milletvekili deyin!
19.06.26 | değişim
Bölüm bitiyor sanırım, saçmalamıyor abartmıyorum.. artık bu bölümün son demlerimde gözümdeki ışıltı manasını kaybediyor daha çok cinnete yaklaşır oldu sanıyorum. bu aralar birçok şey de sanıyorum, sanmak güzelşey, hüzünlü şey, değişik bişey biliyorum. velhasıl bakışlarım değişti devir kapanıyor ve benimmm hiiiççç yetişesim yok. hayata, kendime...geleceğimin imar planları da var evimiz her köşesinde okul bitiyor ve yeni muhtemeller şenlendiriyor akşam yemeklerimizi ve yine muhtemelen geçmişine söveceğim geleceğim kapının eşiğinden yahut yok yok şu kitapların arasından bana bakıyor, kafama hangi kitabı fırlatıyor kim bilir? ne olacak neler göreceğim meçhul...merakla mı geçirmeliyim ki bekleyişi? çağrışım kanunum beni sürekli "çaresizilik" kelimesine mahkum ediyor, bu sözcüğün etrafında tavaf etmeden "ah" etmem öylede prensip sahibiyim.. beklemek arafın zulmü, evet evet oranın cezası... ve ben sürekli ama sürekli "çare'yi" arıyorum yokluk vaadine rağmen.. gidipte çareye "siz" demesem "sen" desem olay çözülecek biliyom da ne geldiyse başımıza kibarlıktan geldiği için biliyorsun yine hitabımı değiştirmeyeceğim :) hayır benim adım hıdır da değil ki elimden geleni neden yapıyorsam... keşkeleri mi? pişmanlığı mı? havuz başında mankenliği mi? heykelliği mi? birisini seçebilsem böylemi olurdu sonumuz... ah ah neyse kim olduğunuzu bilmediğim sevgili dostlarım bugün bir tostt yemişim olaayyys (hemde çiftkaşarlı) hastane tostları cihangirdeysen çok dostane tosttur bu da kulağınıza küpe olsun.. baaayyys
Bu kadar sabrın sonu selamet değilse olay çıkartırım.
Bu benzetme hoşuma gitti çünkü tarihteki olaylara yalnızca devletlerin veya hükümdarların gözünden değil, o olayları yaşayan insanların gözünden bakmayı sağlıyor. Göçebe Türkmenlerin sürekli yer değiştirmeye zorlanmalarını, alıştıkları hayat düzeninden koparılmalarını ve buna karşı gösterdikleri tepkileri anlamak için Kızılderili örneği oldukça çarpıcı bir karşılaştırma olmuş. Elbette iki tarihî olay aynı değil; ancak insanların yurtlarından, yaşam tarzlarından ve geleneklerinden koparılmalarının nasıl bir huzursuzluk doğurduğunu göstermesi bakımından benzetmeyi başarılı buldum. Özellikle Türkmenleri sadece "isyan eden topluluklar" olarak değil, yaşadıkları sosyal ve psikolojik sıkıntılarla birlikte ele alması dikkatimi çekti.
Tarih
Reklam
Reklam