"Eğer elimde olsaydı öğretmen olmak isterdim."
"Hep birlikte bir ilkokula gidiyoruz. Önceden telefon edilmiş, randevu alınmış. Okulda elbette heyecan kol gezmededir şimdi... Öyle ya, biraz sonru bir ünlü yıldız, bir yetenekli yönetmen bir olay kadın siyah önlüklü, beyaz yakalı küçük öğrencilerinin girdiği kapıdan girecektir."
Zamanınızı ayırdığınız her şey misliyle size geri dönüyor... Hatta nasıl bir insana ve nasıl bir verimlilikle zaman ayırmışsanız ona göre size bir dönüşü oluyor. Bu çok garip bir olay...
Reklam
Part 1 - İslam Fetihlerinin Öncesinde Akdeniz'in Dönüşümü
Her şey, Romalıların doğal sınırlarına ulaşmasıyla başladı. Fetihler durduğunda uzun, 180 yıllık savaşsız bir "Pax Romana" (Roma Barışı) dönemi yaşandı. Ancak sorun şu ki, Roma'nın zenginliği ganimet ve yağma üzerine kurulu bir sistemle işliyordu. Yeni para akışı durduğu için bu refah dönemini, bitmek bilmeyen krizler, enflasyonlar ve iç savaşlar takip etti. 3. yüzyıl krizi denilen bu dönemde sayısız general başa geçti ve devrildi. Tüm bunların üstüne doğudan, Karadeniz'in kuzeyinden Hunların da baskısıyla Cermen kavimleri batıya akın akın gelmeye başladı. Aslında bu Cermen akınları yeni değildi; Roma asırlardır Cermenlerle savaşıyor, onları asimile edip yavaş yavaş kendi bünyesine katıyordu. Fakat bu sefer arkalarında Hunların itici gücüyle devasa sayılarda geldiler. Doğal olarak imparatorluk, bu barbar dalgasını öncekiler gibi absorbe edemedi. ​Roma'nın sınırları, barbar akınlarını tek bir merkezden yönetilemeyecek kadar devasaydı. İşte bu yüzden sınırların iki merkezden yönetilmesine karar verildi ve 395 yılında imparatorluk kalıcı olarak ikiye bölündü. Aslında bu bölünme yeni bir olay değildi; Roma zaten yüzyıllardır 2'ye, 4'e ve 6'ya bilinçli ve kontrollü şekilde bölünüyor, eş imparatorlar tarafından ortaklaşa yönetiliyordu. 395'teki bölünmenin farkı, bunun kalıcı olması ve bir daha geri birleşememesiydi. ​Roma bölündükten sonra Batı tarafı, Doğu kadar şanslı değildi. Doğu; Mısır, Filistin, Suriye ve Anadolu gibi zengin eyaletlere sahipti. Altın ve ganimet için gelen barbarlara rüşvet ve haraç ödeyip onları kardeşine, yani Batı tarafına püskürtüyordu. Batı'nın Doğu kadar altını olmadığı için savaşmak zorunda kaldı. Kendi halkı yüzyıllardır hadarileşmiş, refah içinde yozlaşmış ve asabiyeti zayıflamıştı; doğal olarak bu korkusuz, vahşi, taze, genç ve güçlü
Din
AŞKIMIZIN OLAY OLMASINI İSTEYEN KIZLARI DM BEKLİYORUM
Alıntı
Filozoflar Kahvesi
Garson bir gün masadaki filozoflara sordu: ​"Söylesenize ey bilgeler! Hepinizin fincanına aynı cezveden, aynı kahveyi doldurduğum halde, neden her biriniz ondan bambaşka bir tat alıyorsunuz?" ​Sokrates gülümsedi: ​“Çünkü biz kahveyi olduğu gibi değil, olduğumuz hâlle tadarız. Kahve bize kendisini değil, içimizde sakladığımız günü anlatır. Ateş nasıl yaktığı şeyin özünü ortaya çıkarıyorsa, hayat da insanın içindekini ortaya çıkarır.” ​Seneca fincanını yavaşça masaya bıraktı: ​“İnsan bazen kahve içmez... Kendi yalnızlığını içer. Kimi acılığı sever, çünkü içinde zaten kırılmış bir taraf vardır.” ​Platon başını kaldırdı: ​“Belki de tat dediğiniz şey yalnızca bir yanılsamadır. İnsan çoğu zaman gerçeği değil, zihninin ona gösterdiğini yaşar.” ​Spinoza sakince ekledi: ​“İnsanları birbirinden ayıran şey hayatın kendisi değil, taşıdıkları iç dünyadır. Aynı olay birini iyileştirirken, diğerini parçalayabilir. Çünkü herkes aynı dünyada yaşar ama aynı ruhla yaşamaz.” ​Albert Camus uzaklara bakarak konuştu: ​“Bazı kahveler vardır... Bir daha hiçbir yerde tadını bulamazsınız. Tıpkı bazı insanlar gibi. Sonra ömrünüz boyunca bütün şehirlerde, bütün yüzlerde, o eksik kalan hissin izini ararsınız.”
Duygu ve Düşünce
Tek bir saniyelik olay, durum, kişi bütün bir geçmişi düşünmene sebep olabilir.Keşke hafızamızdan istemediğimiz yerleri silebilsek...
Reklam
Reklam