Hercule Poirot yine iş başında
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 07:54
Ölüm Dalgaları Agatha Christie Zengin bir adam olan Gordon Cloade Londra bombardımanda ölünce genç ve güzel eşi Rosaleen dul kalır. Bu ünlü ailenin diğer üyeleri ise Gordon 'un sağlığında hep ondan maddi açıdan destek alırlardı. Savaş nedeniyle 🪎 maddi sıkıntı çeken geniş Cloade ailesi, Rosaleen'in tüm mirasa tek başına kalmasıyla hayal kırıklığına uğrar. Ölüm haberini alınca üzülürler fakat bu üzüntü duygusal değil maddi bir durumdur. Ailenin miras uğruna başlarından bir sürü olay geçer. İşin içinde para olunca tabi ki cinayet kaçınılmaz olur . Rosaleen , Gordon'un ikinci eşidir, Mirasın yasadışı olduğuna veya Rosaleen'in ilk eşinin aslında ölmediğine dair dedikodular ortaya çıkar. Dul eşin erkek kardeşi David aşırı korumacı olarak kardeşini , eşinin akrabalarına karşı korumaktadır. Miras nedeniyle onu öldürme ihtimallerine karşı sürekli onu uyarmaktadir. Birgün kasabaya Enoch Arden isminde bir yabancı gelir . Rosaleen'in öldü sanılan ilk kocasının hala hayatta olduğunu iddia ederek şantaj yapar. Bu iddia doğruysa ikinci evlilik geçersiz sayılacak ve miras Cloade ailesine verilecektir. Fakaaaattt bu gizemli misafir otel odasında ölü bulunur . Ortalık karışır , miras , cinayet, ölüm veee sonra bu olayları çözmek için Hercule Poirot sahneye çıkar . Bir polisiye kitabı olmasının yanında Hercule Poirot karakteri sizi cinayeti çözmeye çalışırken eğlendiriyor da . Bir tarafta bir kadını boğmak üzere bir adamı basarken diğer taraftan adama bir kahve hazırla da içelim diyerek hiçbir şey olmamış gibi o ana devam ediyor. Para insanı nasıl katil yapıyor onu okuduk , tabi birçok kitabın konu . Aşk teması da vardı fakat para hırsı kadar baskın değildi. Yine hoş , sürükleyici ,merak uyandırıcı bir eser. Okudukça evet katili tahmin etmek zor olmadı . Bu kez
Ölüm DalgalarıAgatha Christie · Altın Kitaplar · 2018927 okunma
Değişmeyen iktidar ve din ilişkisi
Puan vermedi
Teulé 1518 de Strasbourg'da yaşanan "dans vebası" olarak geçen sıra dışı bir olayı edebiyatın malzemesine dönüştürür. Teulé, bu olağanüstü olayın ardında yatan toplumsal, ekonomik ve psikolojik koşulları araştırırken, aynı zamanda Orta Çağ sonu Avrupa'sının iktidar ilişkilerini, dini kurumlarını ve insanın felaket karşısındaki kırılganlığını da sert bir biçimde sorgular. Roman, Troffea Hatun'un bebeğini nehre attıktan sonra sebepsiz görünen bir dansa başlamasıyla açılır. Bu sahne, eserin bütününe yayılacak olan çürümenin ve umutsuzluğun ilk işaretidir. Açlık nedeniyle sütü kesilmiş bir annenin çocuğunu ölüme göndermesi, bireysel bir trajediden çok daha fazlasını temsil eder: Toplumsal düzen artık yaşamı koruyamaz hâle gelmiştir. Dans, bu noktadan sonra bir eğlence biçimi değil, varoluşsal bir çığlık hâline gelir. Romanda sorulan "Dans etmek bir çığlığı susturmak mı?" sorusu, aslında bütün anlatının merkezinde yer alır. Teulé, dans salgınını açıklamaya çalışan farklı otoriteleri karşı karşıya getirir. Din insanları olayı şeytanın veya azizlerin gazabının sonucu olarak yorumlarken, hekimler fiziksel ve psikolojik nedenler ararlar. Belediye yöneticileri ise çözüm üretmek yerine kendi iktidarlarını koruma telaşı içindedir. Bu çatışma, akıl ile dogma arasındaki tarihsel mücadeleyi görünür kılar. Özellikle belediyenin cerrahı Hieronymus Brunschweig'ın dansı yoksulluk, korku ve toplumsal baskının sonucu olarak açıklaması, romanın en güçlü yorumlarından biridir. Ona göre insanlar, dayanılmaz gerçeklikten kaçmak için dans etmektedir. Böylece Teulé, dans salgınını mistik bir olay olmaktan çıkarıp toplumsal bir semptom olarak yorumlar. Romanın en sert eleştiri okları ise Kiliseye yöneltilmiştir. Halk açlık ve sefalet içinde kıvranırken piskoposların zenginlik içinde
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi
*Metin spoiler içerir. Metin hakkında ne diyebilirim? Bir eleştiri metni olduğunu söylemek mümkün. Neyi eleştiriyor peki? Toplumu eleştiriyor. Bunu muazzam bir şekilde yapıyor. Bazı kurgularda mesajı alırsınız ama eleştiri çok saydamdır, belli olmaz. Bir bardak süt gibi. Süt oldukça barizdir, onu görürsünüz; içini doldurduğu bardaksa daha müphemdir, sınırlarını fark eder, onun şeklini kaba taslak algılarsınız ama içinde taşıdığı süt ya da üstünde durduğu masa gibi değildir. İşte metin tam da bu bardağın saydamlığına benzer bir eleştiri yapıyor, metnin sonlarında bu oldukça açık hâle geliyor, hatta eleştiri sanki sadece o son kısımlarda gerçekleşiyor gibi geliyor başta. Fakat düşününce, dikkat edince bütün metnin aynı şeye parmak bastığını fark ediyorsunuz. Metin ''dönüşüm'' teması üzerine kurulu. Katil, mahpusa, mahpus kurda dönüyor. Rahip sapığa, masum 'cilveli'ye dönüyor. Din karşıtı rahibe, çocuk kurda dönüyor. Bu dönüşüm tekrar tekrar, bazen yıllar içinde, bazen aniden gerçekleşiyor. Metin hem bireylerin hem de kalabalıkların dönüşümüne değiniyor. Bu dönüşüm bir çeşit zıtlık içeriyor: dönüşen sıklıkla mevcut karakterinin, niteliğinin tamamen zıttına doğru bir dönüşüm geçiriyor. Oldukça masum, yumuşak huylu bir çocuk olan Bernard kan içmek için insan öldüren bir kurda dönüşüyor mesela. Annesi saf bir köylü kızından oğlundan hamile kalmaya varan bir seks bağımlısına dönüşüyor. Dini alaya alan Galliez rahip olacak kadar dindarlaşıyor. Halk bir devrime bir aristokrasiye sempati duyuyor... Başkarakter arkaplandaki Paris'in bir temsilcisi. Yazar da herkesin kurtadam olduğunu söylerken buna bir miktar değiniyor zaten. Bernard'ın hikâyesi Paris'te başlıyor. Başlarda şehir nispeten durgun. Aslında ocağın altı açık, tenceredeki su yavaş yavaş ısınıyor ama kaynamasına
Paris’te Bir KurtadamGuy Endore · İthaki Yayınları · 202144 okunma
6/10
·592 syf.··
2026 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:10
Yazar Azra Kohen’in ‘Gör Beni’ kitabını yeni bitirdim sayılır ve kapağını kapadığımdan beri ne kitabın türünü ne de hangi mesajı vermek istediğini tam olarak algılayabildim. Kitabın başındaki “Öykü akışı kronolojik değildir. Şekilde kusur aramak yerine, içerikteki anlamı fark etmeye odaklanmanız dileğiyle..” ifadesinden öyküde zaten oturmayan bir şeyler var olduğunu çıtlatmış yazar. Benim hikayedeki derinliği bulamamanın asıl nedeni olayların kronolojik olup olmadığıyla ilgili değil bu arada. Bundan daha fazla göze çarpan şey; bariz noktalama işaretlerinin kullanımıyla ilgili hatalar, karakterlerin davranışı, üslubu ve inandırıcılığıyla ilgili eksiklikler, olaylar arası kopukluk ve de arka plandaki olay örgüsünün eksik aktarımı. Yazarın, hem bazı tarihsel gerçekler vererek didaktik bir amaç sergilemek hem de bunları bir aşk hikayesiyle harmanlayarak okuma zevkini diri tutmak istediği çıkarımında bulunabiliyorum. Bazı sunduğu bilgileri ufuk açıcı da buldum; fakat, bu bilgi aktarımının belli bir noktadan sonra aniden kesilip yerini aşk hikayesine bırakması bende ucuz aşk romanı okuyorum hissi yarattı ne yazık ki. İki aşığın aşk kokan cümleleri, bir türlü birbirine kavuşamaması, sergiledikleri tripsel tavırlar vs. bir süre sonra can sıkıcı hale geldi. Tarihsel romanları severim, Cumhuriyet dönemini işleyen tarihsel ve kurgusal metinleri ayrı bir severim, içerisinde bir tutam aşkı barındırıyor olmasına da ses etmem. Aşk ve sevda öyküleri barındırmayan bir tarih anlatımı istiyor olsam, geçmişi bütün keskinlikleriyle ve gerçeklikleriyle anlatan tarih kitaplarına yönlenirim zaten. Lafım, bu kitaptaki aşk hikayesinin yapay kalmışlığına ve tarihsel olay örgüsüne tam olarak yedirilememesine. Bunların dışında beni rahatsız eden diğer detayları şöyle özetleyebilirim: • Başta
Gör BeniAkilah Azra Kohen · Everest Yayınları · 202019,3bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 18:25
Gerçek bir hayat hikayesinin sarsıcı gölgesinde, dürüst bir yüzleşme: Gelin. Şeyma Demir’in kaleme aldığı Gelin, çocuk yaşta omuzlarına taşımakta zorlanacağı yükler bindirilen Zelal’in hikayesini konu alıyor. Zelal’in çocuk gelin olarak başlayan, İsmail ile yolları kesişen ve ardından Süleyman ile tamamen yön değiştiren kaderini izliyoruz. Kitap, yaşanmış gerçek bir hikayeye dayanmanın verdiği o çiğ ve hüzünlü gerçeklikle insanı yakalıyor; bir kadının sessiz çığlığını, vicdan azaplarını ve içsel fırtınalarını önümüze seriyor. Ancak kitaba dair dürüst bir okur eleştirisi yapmam gerekirse; hikayenin ilerleyişinde bazı noktaların sürekli kendini tekrar etmesi bir süre sonra okuma ritmimi biraz yavaşlattı. Karakterlerin benzer çıkmazlara tekrar tekrar düşmesi ve olay örgüsünün çözülme şekli bana biraz eski Türk filmleri tadı verdi.O tanıdık,biraz melodramatik Yeşilçam havasını sevenler için bu durum bir artı olabilir ama ben yer yer kurgunun daha dinamik ve tekrardan uzak olmasını beklerdim. Yine de gerçek bir yaşam mücadelesine tanıklık etmek ve Zelal’in o buğday tarlaları arasındaki hüznünü hissetmek isteyenler için şans verilebilecek bir roman. Aranızda Gelin’i okuyanlar var mı? Bu Türk filmi esintisi hissi sizde de uyandı mı, yoksa hikayenin temposu sizi tamamen içine mi çekti? Yorumlarda buluşalım!
GelinŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2025272 okunma
9/10
·308 syf.··
2026 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
Kuzgun Yemini // Kamuran Elagöz // Edebiyatist Yayınları Selam size yine keyifle okuduğum psikolojik- polisiye tarzında,gizemlerle dolu ve tarihten ufak bilgilerin barındırdığı sade,akıcı ve çok kısa sürede okuyabileceğiniz bir kitapla geldim. Okumaya başladıktan sonra katil kim,neden yaptı,ortağı var mı?Neden böyle oldu diye sorular yankılanıyor sürekli kafanızda.Rakamlar cizilen görseller sizi düşündürüyor.Olayları farkında olmadan araştırıyorsunuz Başkomiser Efsun bir akşam bir evde yaşanılan cinayet için olay yerine gider.Ekibi,olay yeri inceleme hepsi oradadır.Araştırmalar sonucunda sadece tek bir düğme bulurlar.Öldürülen henüz 20 yaşındaki Zahidedir.Zahide eşiyle tartıştıktan sonra ailesinin evine gitmiştir.Ama başına gelenler büyük bir olay dizisinin başlangıcı olmuştur.Efsun ve ekibi Zahide'nin cinayetinden sonra araştırmayı derinleştirmek için uğraşırlar. Delil bulurlar bu deli sayesinde eşini cezaevine gönderirler.Ama gerçek bu muydu?Çünkü eşinin haricinde üvey babası da şüphe altındadır. Ayrıca bulunan başka bir delilde bunu gösterir. Bir gün Efsun eskiden beri arkadaşı olan ve bazılarına boyun eğmediğini değmediği için polislikten ayrılan Cenk'in yanına gider.Ondan yardım ister,çünkü Zahide'nin ölümünden sonra olaylar bitmemiş aksine başlamıştır.Bir gece Efsun bir eve bir ihbar yüzünden gider ve orada bir gölge görür.Bu gölge ile boğuşurken elinden kaçırır. Bu Gölgenin yeni bir kurbanı vardır ve yastıkla onu öldürmüştür.Efsun bu Gölgenin kendi aradığı aradığı kişi olduğu için,bu yüzden Cenk'ten destek İster.Eski bir başkomiserin yani Cenk'in olaylara bakış açısını,analitik bakış açısının farklılığına farkındalığını,olayları sanki kendi yaşıyormuş gibi hissederek karlışan bir aklı vardır.Cenk ve Efsun Gölgenin cinayetlerini çözmek için bulmacalarini
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202616 okunma
Reklam
Reklam