Rüyasında Beni Arıyormuş
4/10
Bu kitabın bu kadar sevilmiş olması, kitabın sonundan daha büyük bi ters köşe bence. Kitap sırf entirika dolu olsun “Ayy şu sır ne acaba?” diyelim diye milyon tane laf kalabalığı ile dolu, sıkıyor. Ayrıca kurgusu çıkmaz sokak. Bu manasız rüya zımbırtılarının ana olay örgüsünü bu kadar etkilemesini istememiştim ama oldu. Sonunu da okurken bir noktadan sonra gayet tahmin ettim bayık bayık bakarak dedim ki şimdi kesin bu buna öteki de şuna geçmiştir (Sihirli Annem izledim, basit bu numaralar). Sevimli hayalet Casper’ı veya dediğim gibi Sihirli annemi izleyebilirsiniz bu kitabı okumak yerine.Hem nostaljik falan yani. Cümlelerimi bu kitaba bir şarkı atfederek sonlandırmak isterim: Rüyasında beni arıyormuş Güçlüyüz ve bunu biliyorsun Sen vazgeçtin bizden Tek sen kaybettin cidden (to Louise,Ade
Gözlerinin ArdındaSarah Pinborough · Yabancı Yayınları · 20181,345 okunma
Drina... Ebedî köprü, ölümlü insanlar...
Puan vermedi·354 syf.··
2026 3. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:06
Edebiyatın sadece kelimelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda taşın, suyun ve zamanın da bir hafızası olduğunu bize en çarpıcı şekilde anlatan bir başyapıt: İvo Andriç'in Nobel ödüllü eseri *Drina Köprüsü*. Bu romanı klasik bir olay örgüsü veya tek bir başkahraman arayışıyla okumak, metnin barındırdığı sosyolojik ve psikolojik laboratuvarı ıskalamak demektir. Çünkü bu eserde başkahraman etten kemikten bir insan değil; doğanın o evcilleştirilmemiş, kaotik ve yıkıcı gücü olan Drina Nehri'ne vurulmuş estetik bir pranga, yani köprünün ta kendisidir. Metin boyunca bireysel ömürlerin faniliği ile köprünün temsil ettiği ebediyet arasındaki ontolojik tezada şahit oluyoruz. Roman, bizleri Osmanlı'nın bölgedeki mutlak hegemonyasından alıp, Avusturya-Macaristan'ın getirdiği rasyonel ama bir o kadar da sömürücü kapitalist moderniteye, Lotika'nın oteline, demiryolunun getirdiği toplumsal yabancılaşmaya ve en nihayetinde I. Dünya Savaşı'nın o korkunç yıkımına götürüyor. Köprünün ortasındaki "Kapiya" (Kapı) sosyal hayatın, ilk aşkların, siyasi tartışmaların kalbi olduğu kadar, iktidarın kanlı bir teşhir sahnesi. Burada ayrı bir parantez açmak istiyorum: Sabotajcı Radislav Andriç, iktidar ve şiddet diyalektiğini belki de edebiyat tarihinin en çarpıcı, en kan dondurucu sahnelerinden biriyle önümüze serer: Radislav'ın canlı canlı kazığa oturtulması. Unişte köyünden Radislav, angaryaya ve zulme isyan ederek köprü inşaatını geceleri sabote eden bir köylüdür. Yakalandığında, yozlaşmış bürokrasinin ve otoritenin yüzü olan Abid Ağa tarafından korkunç bir cezaya çarptırılır. Çingene cellat Mercan tarafından ustalıkla kazığa oturtulan Radislav, iskelenin tepesine dikilerek halka korku salacak bir "ibret anıtına" dönüştürülmek istenir. Ancak iktidarın biyopolitik şiddeti tam da burada
Drina Köprüsüİvo Andriç · İletişim Yayınevi · 20257,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·248 syf.··
2026 117. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 08:57
Bir tiyatro sahnesi her zaman yaşamın kendisidir. Hayatın içinde insanın aldığı nefesin anatomisini yansıtır. Bir gün sakin yaşam süren kasabasının tam ortasına bir heykel vurur dalgaların arasından, tüm hikaye de bundan sonra başlar. Sükunet içinde sürdürülebilir bir yaşamın aksiyon dolu zamanları kasaba sakinleri arasındaki o görünmez bağı da sorgulatır. Tüm bu olaylar içinde absürt bir olay daha vuku bulur. Polis bir ölüm vakası araştırır. Aslında ölen insanlığın insanla olan ilişkisidir....
1000Kitap
Sen Ben Lenin: Bir Hikaye, İki Senaryo, Bir FilmBarış Bıçakçı · İthaki Yayınları · 202240 okunma
Üçlemenin Sonu
7/10
·232 syf.··
2026 3. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 00:00
Yazar 1. kitapta genelde evde geçen hikayeleri anlatıyordu. 2. kitapta gemide geçen hikayeleri anlattı. Bu da haliyle adından da anlaşılacağı üzere tünelde geçen hikayeleri anlatır sanmıştım, yanılmışım. Hikayelerin işlenişi fena değildi. 1. kitaba gönderme de içeriyor. Lâkin öyküler 2. kitabın yanında sönük kalmış maalesef. Ana olay örgüsünün sonu da fazla tahmin edilebilirdi, şaşırtmadı.
Tünelin Ağzından Dehşet HikayeleriChris Priestley · Tudem Yayınları · 201390 okunma
Zebercet’in ve Anayurt Oteli’nin Anatomisi
8/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:51
Yusuf Atılgan’ın bu kült eserini bitirdiğimde, yaklaşık 100 sayfada bu kadar derin ve sarsıcı bir etki yaratabilmesine gerçekten hayran kaldım. Bana göre kitabın öne çıkan güçlü ve zayıf yönleri kısaca şunlar: Benim Gözümden Olumlu Yönleri (Neden Okunmalı?) Roman, ana karakter Zebercet üzerinden insanın yalnızlığını, yabancılaşmasını ve bastırılmış duygularını o kadar çıplak anlatıyor ki, psikolojik analiz gücüne hayran kalmamak elde değil. Yazarın kullandığı bilinç akışı tekniği çok başarılı. Kendimi bir anda Zebercet’in parça parça olmuş zihninin, sanrılarının ve geçmiş travmalarının içinde buldum; bu da okuma deneyimini çok benzersiz kılıyor. Otel sadece bir bina değil, adeta Zebercet’in ruh halinin bir yansıması. Bu klostrofobik ve tekinsiz atmosfer kitaba harika bir edebi estetik katmış. Beni Zorlayan Olumsuz Yönleri (Hangi Açılardan Mesafeli Yaklaştım?) Kitap baştan sona yoğun bir çürüme, yalnızlık ve karamsarlık barındırıyor. Okurken üzerime çöken o ağır ve depresif hava beni ruhen oldukça yordu. Bastırılmış cinselliğin uç noktalarda işlenmesi, rızasız ilişkiler ve ortalıkçı kadının öldürüldüğü o soğuk cinayet sahnesi beni ciddi anlamda huzursuz etti. Hassas okurları fazlasıyla tetikleyebilecek bir üslubu var. Olay odaklı, sürükleyici kitapları sevenler için oldukça monoton gelecektir. Çünkü kitapta neredeyse hiç dış aksiyon yok; her şey bir adamın oteldeki sıradan rutinleri ve içsel çöküşü etrafında dönüyor. Yazarın kullandığı bilinç akışı, iç monolog ve zaman sıçramaları tekniği, doğrusal bir olay örgüsü (giriş-gelişme-sonuç) olmadığı için çoğu kez kafam karıştı. ​Zebercet’in zihnindeki sanrılar, rüyalar, çocukluk anıları ve şimdiki zaman hiçbir geçiş uyarısı olmadan birbirine karışıyor. ​Bu durum, kitabın takibini zorlaştırıyor. Bence keyif almak
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202537bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 4105. kitabı
Jules Verne denince aklıma her zaman sıra dışı yolculuklar, keşifler ve bilimsel hayal gücü gelir. Bu yüzden Chanteleine Kontu'nu okumaya başladığımda beni bambaşka bir Jules Verne'in karşılayacağını tahmin etmiyordum. Bu eser, yazarın alıştığımız macera ve bilimkurgu yönünden çok, tarihî olaylara odaklanan farklı bir çalışması olmuş. Kitap, Fransız Devrimi sonrasında yaşanan karışıklıkları, savaşları ve insanların bu süreçte verdiği yaşam mücadelesini anlatıyor. Verne, dönemin atmosferini oldukça başarılı yansıtmış. Özellikle savaşın insanlar üzerinde bıraktığı izleri, ailelerin parçalanmasını, ayrılıkları ve yaşanan acıları okurken dönemin zorlu şartlarını hissetmemek mümkün değil. Tarihî olaylar sadece bir arka plan olarak kullanılmamış; karakterlerin hayatlarını şekillendiren güçlü bir unsur hâline gelmiş. Bunun yanında kitapta etkileyici bir aşk hikâyesi de yer alıyor. Savaşın ve kaosun ortasında filizlenen duygular, hikâyeye duygusal bir derinlik katmış. Aşk, sadakat ve umut temaları, karanlık dönemlerin içinde bile insanı ayakta tutan değerler olarak öne çıkıyor. Eserde en sevdiğim noktalardan biri, Jules Verne'in olayları tarafsız bir gözle anlatmaya çalışması oldu. Tarihî süreçleri aktarırken yalnızca savaşları değil, bu savaşların insanların hayatlarında açtığı yaraları da göstermesi kitabı daha etkileyici kılıyor. Bazı bölümlerde olay örgüsü ağır ilerlese de dönemin tarihine ilgi duyan okurlar için oldukça değerli bilgiler içeriyor. Sonuç olarak Chanteleine Kontu, Jules Verne'in farklı yönünü görmek isteyenler için güzel bir tercih. Bilimkurgu beklentisiyle okunursa şaşırtabilir ancak tarihî roman sevenler için savaşın yıkıcılığını, ayrılıkları, fedakârlığı ve aşkı bir arada sunan etkileyici bir eser. Ben kitabı okurken hem dönemin Fransa'sına kısa bir
Chanteleine KontuJules Verne · Alfa Yayınları · 202061 okunma
Reklam
Reklam