Kur’ân-ı Kerîm’de kezib ve türevleri 280 yerde geçmektedir ve bunların çoğu “bir
şeyi yalana nisbet etmek” anlamında tekzîb masdarından türeyen fiil ve isimlerdir.
Esasen kişiyle ilgili olan tekzîb “kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu
yalancılıkla suçlama”, olay ve haberle ilgili olan ise “onu yalan sayma” mânasına
gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür. Kur’an’da, genellikle eski peygamberlerin
inkârcı kavimlerinin ve putperest Araplar’ın Allah’ın dini, peygamberi ve
kitapları, kıyamet, âhiret,uhrevî yargılama ve adalet, cehennem ve azap, Allah’ın nimetleri, hakikat ve doğruluk gibi genelde imana ilişkin konulardaki yalanlayıcı, reddedici tutumlarıyla
bunun kendileri için doğuracağı zararlar anlatılır.
Nereden gelip nereye gidiyorsun? ... Dün ne idin bugün ne oldun? Bir şanlı mazini hatırla, bir de şu sefil haline bak! ...Ağla, kanlı yaşlar dök, saçlarını yol, biraz da kendi parmaklarını tırnaklarını sök! ... Zira sana layık olan budur ... Zira eline geçen nimetin kadrini bilmedin.