Ve ona hiç beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a dayanıp güvenirse Allah ona yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.
Talâk, 3
Birisi gerçekten kalbine dokunduğunda, yarım sevmek mümkün değil.
Fren yok, ölçü yok, korku yok.
Aşk; stratejisiz, sınırsız, hislerine güvenip boşluğa atlamak gibidir.
Ve kalmaya karar verdiğinde kalırsın.
Şüphe yok, geri dönüş yok.
Sadece aşk.
Kim Allah’a saygısızlıktan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir. Ve ona hiç beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a dayanıp güvenirse Allah ona yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.
Talak,2-3.
(...) Bizse, Fromm’un şahsında Batı İdealizminin temel zaafını tespit eden “önceki tarihî devirlerin hiçbirinde insanın özü kendi gerçekleşmesini bulmamıştır” eleştirisini,İBDA’nın İslamî tarih anlayışını açıklamak için mükemmel bir vesile olarak gördük. Çünkü bu tarih anlayışı, iki çıkmazı da reddeder. İnsan ne sadece üretim ilişkilerinin ve maddî şartların meydana getirdiği bir neticedir ne de tarihin üstünde asılı duran, hiçbir devirde ete kemiğe bürünmemiş mücerret bir özdür.İBDA’da ise insanî hakikatin mutlak ölçüsü, tarih dışı bir kavram değil, “Gaye İnsan ve Ufuk Peygamber” olan Allah Resûlü’nde müşahhaslaşan Hakikat-i Ferdiyye’dir. İnsanî hakikat, insanlık tarihinde ancak Nebîler, Velîler, sahabîler, hakikat erleri ve onlara nisbetle şekillenen cemiyet örnekleri içinde dereceli olarak görünür; kemâl ölçüsü ise Allah’ın Sevgilisi’ndedir.
-REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -Mihrâksız “İnsani Öz” Tartışmaları -II-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-