📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Trampa (transfer) usulü vardı eskiden. Pirinç almak için tavuk verirdin meselâ. Müthiş bir gerçeklik. Para bulundu, banknot sistemine geçildi derken trampa usulü tarih oldu. Bize böyle öğretildi. Bakın artık şeker almak için süt vermiyorsun denildi.
O iş de öyle değil artık trampa usulü tarihte hiç olmadığı kadar yaygın.
Paranın bizim için zenginleşme, konfor ve satın alma aracı olması parayı tanımlamak için yeterli değildir.
Bedava ulaşabildiğin bir çok şeye milyarlarca servet harcanıyorsa ve o şey bedava sunuluyor ise niçin yapıldığını sorgulamak gerekerir.
Meselâ porno sektörü, haber sektörü, TV sektörü, sanal ağlar, sosyal medyalar...
Sen bu şeylere para vermiyorsun ama muhakkak bir şey veriyorsun ve o verdiğin şeyi bu adamlar paraya tercih ediyor. Demek ki sende satın alınacak paradan daha önemli bir şeyler var ama sen bunların farkında bile değilsin. Bir şey karşılığında başka bir şeyi trampa ediyorsun.
Milyarlarca dolar para harcamalarına sebep olan o şeyler ne olabilir?
Ayrıca modern trampa usulünü bu kadar yaygın hale getiren şey banknot sistemidir. Fakat biz trampa usulünü öldüren şeyin banknot sistemi olduğunu düşünüyoruz. Banknot sistemi trampa usulünü öldürmedi sadece yularını senin elinden kendi eline aldı.
Bu nasıl oluyor? Eskiden zengin olmak için üretmek, maden işlemek, savaşmak ve yağmalamak zorundaydı kimse kıçından altın, gümüş uyduramacağı için ve haliyle bir sınır vardı. Banknot sisteminde bu adamların çalışmasına, savaşmasına, yağma yapmasına gerek kalmadı. Çünkü gerçeklikten uzak, sınırları olmayan, bir araya getirilmesi mümkün olmayan servete sahipler. Bir gecede seni fakirleştirip kendi zenginleşebilir.
Dolayısıyla bu adamların sana porno satmaya ihtiyacı zaten yok. Paranın onun için bir gerçekliği yok. Senin orada kaybettiğin
Bu şemadan anlaşıldığına göre Türkler üç ayrı bölgede, iki ayrı konuşma tarzına dayalı üç ayrı yazı dili kurmuşlardır: İlk ikisi Doğu ve Batı Türkistan'da: Biri 700'de Ötüken'de ve Tarım bölgesinde yanı Doğu Türkistan'da (Burkan ve Mani dini) başlamış öteki yanı İslâmî olanı 960'da Kâşgar'da yani Batı Türkistan'da. Her ikisi yüzlerce sene, birbirine çok yakın konuşma tarzına dayalı olarak yan yana fakat iki ayrı medeniyet çevresini temsil ederek yaşamışlar. Nihayet İslâmî olanı, 1500'lerde Tarım'dakini de içine almış ve İslâmlaştırmış.
Anadolu'da durum bambaşkadır. Bir kere burada insanların konuştukları Türkçeye yakın bir Türkçe konuşan kültürlü komşu yoktur. Dağ taş câhil Türkmenle doludur. Tek dayanakları Kur'an-ı Kerîm ve bir avuç kültür fedâîsi, halkının câhil kalmasına dayanamayan, râzı olmayan kültür fedâîleri... Bunlar, alfabeyi de imlâyı da hep Kur'an'dan alırlar. Bu konuda İranlıların asırlık tecrübelerinden, yazı geleneklerinden de faydalanırlar. Aşağı yukarı 1200'lerde Anadolu'da başlayan bu yazı dili nihayet bir imparatorluk dili olur.
...
Anadolu'ya yani Türk dünyasının hemen hemen en uzak bölgesine gelip yerleşen Oğuzlar yani Türkmenler, İslâm dinine daha Orta Asya'da iken bütün diğer Türk kavimlerinden çok önce girdikleri halde yüzyıllar boyu göçebe kaldıkları için Orta Asya'da şifâhî dönemden yazı dönemine geçememişler. Bunu ancak Anadolu'ya gelip şehirlere yerleştikten sonra gerçekleştirebilmişlerdir.
Karahanlı Türkçesi yazı dilinin alfabesi (veya alfabelerinden biri) Arap alfabesidir. Ama burada kullanılan imla bütün ünlü harflerin (hurüf-i hecă) yazılması dolayısıyle Uygur imlâsının taklididir. Halbuki Anadolu'da, tarihi ve coğrafi sebepler dolayısıyle Uygurlarla hiç teması bulunmayan Oğuz Türklerinin kurduğu Anadolu Türkçesi yazı dilinin imlâsı (XIII asır) Kur'an imlâsıdır, yanı hurûf-ı heca yok.