Evlenebilecek duruma geldiği halde ihmâl eden veya daha büyük suç işlemek yoluna giren kimseler, evlenme çağındaki kadının hakkını yiyor demektir.
Muhitindeki, yani mahalle veya kasabasındaki evlenecek çağda bulunan bütün kadınlar, rûz-i mahşerde kendisinden dâvâcı olurlar.
Sırf bu yüzden, kadın, Allah saklasın yoldan çıkarsa, mes'ul yine erkektir. Kadınların hüsn-i idaresi erkeğin dirayetine bağlıdır.
Bir memleketin kadınlarını düşünmek, o memleketin erkeklerinin boynunun borcudur ve cemiyete karşı yapacakları ilk vazifelerden biridir.
Bazı kimseler: "Filan filân büyük adamlar, birkaç defa hacca gidiyor. Meselâ İmâm-ı Âzam elli defa hacca gitmiş, binâenaleyh onların hepsi din adamları, İmâm-ı Âzam ise Hanefî mezhebinin imamı" diye umumî hükümler dışındaki ferdî hareketleri misâl gösterirler.
Onlar birer ferdî harekettir. Onların niçin gittiğini kimse bilmez. İmâm-ı Âzam zengin bir adamdı. Hac münasebetiyle muayyen ve gayri muayyen yerlerde tasaddukta bulunur, hayır ve yardım işleri yapar ve oraya gelmesi umulan birçok din âlimleri ile temas sağlardı. Her kim ki, ilim ve mal bakımından İmâm-ı Âzam’ın yaptığını yapabiliyorsa ona yol açıktır.
Yoksa düşünmeden, o gibi zevâtı misâl getirerek, her parası olanın hac seferine yönelmesi kaba sofuluktur ve sorumlu duruma düşmektir.
"Ben zekatımı verdim, hayrımı da yaptım, geri kalan paramla da nâfile haccı (umre) yapacağım," diye giderse, sarf ettiği paradan dolayı Allah ve ümmet indinde sorumludur. Çünkü cemiyet içinde o paraya ihtiyacı olan bir veya birçok kimseler bulunur.
...
Memleketin bir köşesinde, bir köy halkı susuzluktan yanarken veya büyük bir sıkıntıya düşmüşken, parası olan bir adam, nasıl nafile hacca gidebilir?...