Minicik de olsa bir inceleme yapmayı alışkanlık haline getirmek ve ilerisi için kendime bir hatırlatma, kitabı eline alıp tereddüt ederken veya okuduktan sonra acaba başka okurların ne hissettiğini düşünerek buraya gelenler adına, işte kendi çapımda ki his ve düşüncelerim.
Öncelikle hikaye okuru değilim, kurgu dışı metinleri okumayı çok severken, bu tür minik edebi anlatımlar beni alıp peşinden sürüklemiyor. Bunu belirtmem gerek.
Kitaba aslında bir bütün olarak bakılırsa birbiri ile bağlantı içinde yani tüm ufak yazılar aynı ruhtan kalemden, üslup ve bakış açısından çıkmış. Bir arayışta değil, genç yazarımızın ne istediği ne yapacağı belli! Bence doğuştan Decadent ve ince fikirli Monsieur Proust’ un temaları bile belirlenmiş burda, doyumsuz ruh, bir işe yaramayan sosyete hayatı (sıkıcı ve aptal), kıskançlık, doğa nın büyüleyici güzelliği, ölüm arzusu, sanat aşkı, aşk, müzik, anne özlemi … ve insan aklının kendi kendi ne oynadığı oyunlar, anıların tutarsızlığı!
Genç Marcel ile tanışmak çok heyecan vericiydi, onun ahşap bir masada yazarken görür gibi oldum. Kayıp zamanlarda beni hiç kendine yaklaştırmayan yazarım burda beni karşısına aldı ve yazdı.
Tanışmak için önerilmiş bir kitap ama ben katılmıyorum.
Uzun (bu tür) betimlemeler uzun hikayelere daha çok yakışıyor. Yani bu tarz betimleme yordu beni kısa hikayede. Sanki hikaye betimlemeler için yazılmış ama tam da şekillenmedi gözümde yarım kaldim bazi yerlerde. Bunu minik bir kitaba sığdırmış olabilmesi kendi başına olağanüstü olsa bile, insanı onun Magnum Opusunu okutmaya teşvik etmeyebilir. Yani beğenmeyen ‘ler yinede o 7 ciltlik sanat eserine aşık olabilir.
Teşekkür ederim.