Sanıyorum ben yanında değilken, dalgınken yahut
Yahut sevişmezken, yahut ölürken
Dünya kalleşçe değişiyor, uzaklaşıyor
Namussuzca kaçıyor
Ya onu tutuyorum ya ardından koşuyorum telaşla
İşte ya öyle sanıyorum, şaşarsınız
bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
telaşlanır, ağlar
babasını sorar çevresindekilere
öldüğünü bildiği halde
adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın
bir dikilir bir çöker ya
kalbine secde eden intikam tam
tam yaza girecekken
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak
kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi
bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan tam
tam yaza girecekken
yazın omzuna yüzünü dayayacakken
çekip giden ayaklarının altından o son sığınak terası
Birilerinin birilerine yazdığı mektuplar, yalnızca anı değildir. O insanlarla beraber olmuşluğunuzun da kanıtıdır aslında. Sevgi sözcükleri (çıldırtan), yeminler (ölümüne), ilk sende tattımlar (ikna edici), sen diğerlerinden farklısınlar (ödüllendirici), hepsi hepsi! Güzelce yerleştirildikleri yerlerden çıkartılıp önünüze sürülürler. Bu sürüş, ivmesizdir.Bu sürüş, ahlaklı teklifler besler. O, nerdedir? Kimin nesi, kimin fesidir? İçinizdeki cam, tuzla buz olur. Kayıp düşmemek için o tuzu, o buza döküp yürümeye kalkışırsınız. Aşağısı yokuştur. Yukarısı yokuştur. Durup kardan adam olursunuz. Burnu simgeleyen havucu başka tarafınıza takarlar. Sizin için hiçbir şeyi göze alamayacak kadar uzak bir yakınlıktadır artık. Bu sizin en Marlyn Monroe tarafınızı incitir.