Ne anladığımı yazacağım. "Sen yorum yapma bir daha." diyecekler okumasın. Kendini beğenmişler ile uğraşamam.
Neyse moruk, yazardan başlayıp kitaba, ardından da karakterlere gidecek olan bir rota tasarladım. Bir yere takılırsanız özelden sorabilirsiniz. Adamın hayatına baktım biraz. Yazar olabilmesi için koşullar uygunmuş doğrusu, villalarda falan oturuyormuş. Yeteneğini de yadırgamamış hiç. Asıl kararı nasıl vermiş olduğunu merak etmedim değil, benim babam pastacı olsaydı ben de pastacı olur muydum? Belki olmayabilirdim ancak pastadan anlayacağım kesin olurdu.
Neyse moruk, ailesi iyiymiş anlayacağımız. Adamın villası bizi germemeli. İkinci şahıs ağzı ile anlatıyor ama kimin anlattığını çözemedim. Olaya, devrin satranç üstadı ile girişiyor, anlatıcı. Bu eleman aslında üstat falan değil diyor. Satranç olmasaymış bir halta yaramazmış. Varlığı falan gereksizmiş dünyada. Zaten ailesi de bebeyi terk etmiş, sağolsunmuş, bir papaz kucaklamış bunu. Papaz da alkolik kankası ile satranç oynayan bir tip. İlahi sabrını güçlendirmek için bu yolu benimsemiş. Zaten bebeyi de o yüzden yanında tutuyormuş. Eleman, yaramaz değil ama ilgisiz bir tip. Ne ile meşgulse kağnı arabasının yavaşlığına denk gelecek bir yavaşlıkta yapmaktaymış. Neyse, bir gün, alkolik kankası ile satranç oynarken papaz, yakınının öldüğünü ve papazından görevini yapmasını iddia eden herifin biri kapıyı çalıyor. Papaz, "Hay Allah." diyor, giyiyor cüppeyi gidiyor. Alkolik lavuk, "Şimdi ne olacak ha?" diye sorgularken, bu bebe tahtada bir taşı oynatıyor. Lavuk şaşırıyor ve bu zümzük ile oyunu oynamaya başlıyor. Papaz geliyor daha sonra, zümzüğün bir işe yarayabileceğini gördüğünde mutlu oluyor adam.
Neyse moruk bebe alıyor başını gidiyor. Önüne geçen satranç beylerini deviriyor. Bu sırada "Siz de satranç mı