Arâbî lugatında, bütün hayrlar,
iyilikler, felâh kelimesinde toplanmışdır. Felâh; dünyâ ve âhırete âid isteklerin yerine gelmesine derler. Denilmişdir ki, felâh dört şeydir:
Bir bekâ ki, fenâsı olmıya. Bir gınâ [zenginlik] ki, fakîrliği olmıya. Bir izzet ki, zelîlliği olmıya. Bir ilm ki, cehli olmıya. Sana tâbi’ olan ve seni seven felâh bulur. Seni sevmiyen ve sana uymayan ziyân etdi. Her kim ki seni dost tutar, Resûlullah hazretlerinin dostluğu ile dost tutar.
Sizden îmân edip de, sâlih amel işleyenlere, Allahü teâlâ şöyle va’d buyurdu: Yemîn olsun ki, kendilerinden evvel gelen İsrâil oğullarını nasıl kâfirlerin yerine getirdi ise, onları da kâfirlerin arâzîsine getirecek (hâkim kılacak), onlara kendileri için seçdiği islâmı kuvvetlendirip, icrâ imkânı verecek, onları korkularının arkasından muhakkak emniyyete kavuşduracakdır. Allah, müslimânların düşmanlarını helâk edecekdir. Böylece bana hiçbir şeyi ortak koşmıyarak, hep bana ibâdet edeceklerdir. Kim bundan sonra nankörlük ederse, işte onlar asıl fâsıklardır.) [Nûr sûresi ellibeşinci âyet-i kerîme meâli.
Aklın ve nefsin yeri dimâgdır. Kalbin yeri yürekdir. Akl, mekteb dersleri, fen bilgileri, san’at hesâbları, mal sâhibi olmak, âhıreti kazanmak yolları gibi fâideli şeyleri düşünür. İsterse düşünür. İstemezse düşünmez. Aklın bu düşüncelere ve insanın bunlara kavuşmak için çalışması lâzımdır. Hattâ, çok sevâb olur. Harâm olan düşüncelerin kalbe sirâyet etmeleri zararlıdır. Nefs, dâimâ harâmları, zararlı şeyleri yapmağı düşünür. Kalbin kendinde hiç düşünce yokdur. Onu, aklın ve nefsin ve his uzvlarından dimâga ve dimâgdan kalbe ulaşan harâm şeylerin düşünceleri gelerek, hasta yapar. Kalbi bu hataralardan kurtarmak gücdür. Bu hâtıralar
[düşünceler] gelmezse Allahü teâlâyı hâtırlar, düşünür. Ya’nî kalb, hiç düşüncesiz kalmaz. Kalbin Allahü teâlâyı hâtırlaması, ismini çok söylemekle veyâ bir Velîyi severek görmekle olur. Bir Velîyi bulamazsa, ismini işitdiği bir Velînin hayâtını okuyup öğrenir, onu çok sever. Ona (Râbıta) yapar. Ya’nî hep onu düşünür. Bir Velîyi
görmek, Allahü teâlâyı hâtırlamağa sebeb olacağı, hadîs-i şerîfde
bildirilmişdir.
Bugünkü hayatınızın sonuçları, dünkü hayatınızın sağladığı bilgi ölçüsündedir. Geçmişte duyduğun ve gördüğün şu an sahip olduklarını getirdi.
Bugün inandığın bilgi bugün sahip olduğunun tamamen aynısını yarın üretecek. Bugün için istediğini yarın da istiyor musun?