Çünkü çok mutsuz olmamanın en güvenilir yolu, çok mutlu olmayı istememektir.
(Arthur Schopenhauer, Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar)
Bir Reşat Nuri Güntekin klasiği daha bitti. Konusu itibariyle sığ ancak yüklendiği anlam açısından yine insanı sarsan bir kitap.
Yeri belli olan ağrılardan, sızılardan bir yere kadar şikayet ederiz. Ya içimizde hızla yol alan ve istikameti belli olmayan acılara, sızılara karşı ne yaparız? Bu biraz da uçsuz bucaksız okyanusun içinde karayı görememek değil midir? Çırpınmak, yaşama dair bir belirti, emare. Evet çırpınır insan. İçindeki belirsizliklere, müphemlere isyan niteliğinde savurur bedenini. Bir sonuç alacağından bile ümitsizdir. İlk ve belki de tek amacı boğulmamaktadır o okyanusta.
*Spoiler olabilir
Reşat Nuri, Çalıkuşu, özellikle Acımak kitaplarında bir karaktere öyle kötü özellikler yüklüyor ki, ister istemez içimizde bir kin, kınama, lanet büyüyor. Sara ve Homongolos. Biri kadın düşmanı diğeri ise bu kadın düşmanına haddini bildirmeye neredeyse ant içmiş bir kibir abidesi. İkisinin amacı da aynı aslında. Biri kadınlara düşman olan birini kendine aşık ederek pişman etme niyetinde diğeri ise kasabada ün salmış, herkesin konuştuğu bu İstanbullu kıza ders verme niyetinde. Aslında konunun bu kadar dar olmasını ilk başlarda Reşat Nuri'ye yakıştıramadım. Çünkü roman gitgide daha basit bir hale kayıyordu. Hani şu asla okumayıpta yerdiğimiz kitaplar var ya onların içeriği hakkında yine de bilgi sahibiyizdir. Tam da o yöne doğru kayıp gidiyordu roman. Ta ki bir noktaya kadar. Reşat Nuri, ters köşe yapmayı seven. Konuların gidişatına bir ressam edasıyla ustaca yön veren bir isim. Yaptığı ters köşeler yetmezmiş gibi bir de bizi basit bir romanın içindeymişiz gibi hissettiriyor. Kitabı bu noktaya kadar bırakmamış okurlar sabrının