Tanımlamalar birbirini kovalıyordu: yurttaş, öğrenci, asker, tutuklu... Sanki o, "o" değildi; sadece tarif edilen kategorinin içinde bir sayıydı, bir istatistik, bir hiç. İşte en çok buna isyan ediyor, en çetin mücadeleyi bu "sayılaşma"ya karşı veriyordu.
Sevdanın temelinde belki de bu vardı: seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak... İşte bu, sevdanın ilk adımı değil miydi?