"Tarlayı yalnız başına sürdüğünü anlamasından korkuyorum, bu yüzden onu kandırmak için birkaç tane isim sayıyorum. Etrafında , diğer öküzlerin de onunla beraber, tarlayı sürdüğünü duyunca üzülmez, daha verimli çalışır."
Eğer her şey önceden biliniyorsa, insanın özgür iradesinden nasıl söz edilebilir? Çünkü yaşayacaklarımızın önceden bilinmesi, seçimlerimizin zorunlu olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca bu durum çok daha büyük bir sorunu ortaya çıkarmaktadır: Tanrı özgür iradeye sahip olmayan insanı nasıl ödüllendirir veya cezalandırır? Bu durumda Tanrı'nın adaletinden bahsedilebilir mi?
Eğer her şey en baştan belliyse, o zaman insanın eylemlerinin bir anlamı yoktur. Alnında ne yazıyorsa o gerçekleşecektir Bu kavram "teolojik kadercilik" olarak adlandırılmıştır. Buna göre insanın ne geçmişinde olan olaylar ne de gelecekte olabilecek olaylar üzerinde bir etkisi vardir. Seçim yapma özgürlüğü olmayan insanın yaptıklarından sorumlu olması düşünülemez. Bu durumda Tanrı'nın insanı adil bir şekilde yargılaması mümkün olamaz.
Zenginlik peşindesiniz çünkü arzularınız tatmin etmek istiyorsunuz. Güç peşindesiniz çünkü her şey sizin kontrolünüz altında olsun istiyorsunuz. Halbuki insan dünyaya , üzerinde bir kıyafet , cebinde para veya bir mevki sahibi olmadan gelir. Kaderinin ona sağladiğı şöhret ,güzellik, mevki gibi sahte mutluluk sebeplerinin tamamı ödünç olarak verilmiştir. Dünya bazen şımartırcasına cömert bir sekilde bu menfaatleri sunar. Bazen de acımasız bir cimrilik haliyle saldırır insana. Kader bir çarkıfelek gibi döner durur. Her zaman şans ve kazanç vermez insana. Bazen de kayıp ve keder verir, öyle ki sakin hayatını bir fırtına içinde bulursun. Çarkıfeleğin cömertliğine kanmak ne kadar sacma ise, cimriliğine kızmak da bir o kadar anlamsızdır, Çünkü insan dünyadan geldiği gibi göçer. Çıplak ve beş parasız olarak.