"Aşk erkeklik işi değildir, insanlık işidir." diyordu. "Cesaretin ne işi var orada? Bilakis, âşık dediğin, şu dünyadaki en korkak adamdır. Karnın ağrımıyor mu meselâ?"
"Dede?..." dedim, "Bakele ne demek?"
Anlattı.
"Canım" demekmiş.
Ve "Aşkım" ve "Bir Tanem" ve "Her Şeyim" ve "Ömrümün Vârı" ve "Gözümün Nûru" ve "Kalbim" ve daha yüz binlerce güzel söz, ses demekmiş.
İlk "Canım" demek istediğinde ar etmiş dedem, "Hanım dese "malım" demiş gibi olur diye korkmuş, "Vesile" dese çok resmi, soğuk. Ama kendinden tarafa bakmasını istiyormuş, onu görmesini, onun içini, yüreğini, sevdasını fark etmesini istiyormuş; anlatacak, dökülecek, gerekirse ağlayacakmış. "Baksana" dese olmaz, "Bak hele..." demiş, devamını getirebilecekmiş gibi.
Bakele dönüp bakmış.
Dedem bütün söyleyeceklerini unutmuş, öylece kalmış.
Beklemiş beklemiş Bakele, gülümsemiş, dedemin elini tutmuş, bakmış ki dedem yutkunup duruyor, "Anladım İbrahim..." demiş. "Anladım... Sen bana Bakele de bundan sonra, ben anlarım senin ne demek istediğini."
Aşk, âşık olduğunla yekvücut olmakmış.
Öyle dedi dedem.
"Evet," diye devam etti Bayan Collis. "Önümüzdeki bir kaç gün içinde gerçekten zor bir iş için çok çalışmaya hazırsan iyileşebilirsin. Ama önce büyük bir fedakarlık yapmalısın. Hiçbir şey yapmadan iyileşmen imkansız, biliyorsun. Bu nedenle, artık sol ayağını asla kullanmayacaksın."