... Her ahlaka bu açıdan bakılabilir: ondaki "doğa"dır, laisser aller'den(aldırışsızlık), fazla geniş özgürlükten nefret etmeyi öğreten ve sınırlı ufuklara, en yakındaki görevlere gereksinmeyi yerleştiren odur persp- ektifin daraltılmasını, yani belirli bir anlamda bir yaşama ve büyüme koşulu olarak aptallığı öğreten. "İtaat etmelisin, herhangi birine, hem de uzun süre: aksi halde yok olursun ve kendine karşı son saygını da yitirirsin: - doğanın ahlaki buyruğu işte budur bence, elbette ne Kant'ın ondan beklediği gibi "kategorik"tir(koşulsuz ve evrensel) , ne de bireye yöneliktir, (bireyin ne önemi var onun nezdinde!), ama kavimlere, ırklara, çağlara, sınıflara, her şeyden önce de bütün bir "insan" hayvanına, insanlara yöneliktir. Friedrich Nietzscheİyinin ve Kötünün Ötesinde
Eğer kalıtım (DNA) her şeyin temeli ise, bazı insanlar belirli şeyleri yapmak için doğmuşlarsa, bazı insanlar doğuştan kusurlu ve bazıları doğuştan yetenekliyse, peki ya bazı uluslar genetik olarak köle uluslarsa ve bazı uluslar yenmek ve efendi olmak için var olmuşlarsa? İşte size 19. yüzyılda ırkçılığın temeli, nazilere ve faşistlere malzeme olacak fikir, doğal seleksiyon.
Güçlü olan hayatta kalacaktır, peki kalıtımsal olarak mı yoksa irade yoluyla güçlü olan mı ?
Napolyon:
“Çalışmanızda Tanrı’dan hiç bahsetmemişsiniz.”
Pierre-Simon Laplace :
“Böyle bir varsayıma gerek duymadım, Majesteleri.”
(Je n’avais pas besoin de cette hypothèse-là, Sire.)