Kitlenin ahlaki değerler üzerine doğru bir yargıya varabilmek için bireyler bir kitle oluşturmak üzere bir araya geldiği zaman bütün bireysel engellenmelerin ortadan kalktığını ve çok eski çağlardan kalan bir kalıntı olarak ruhlarında uyuklamakta olan zalim, vahşi ve yıkıcı nitelikli bütün içgüdülerin kendilerine serbest doyum sağlamak üzere etkin duruma geçtikleri gerçeğini göz önüne almak gerekir.
Bir kitle de her duygu ve her eylem bulaşıcı (sirayet edici) özellik taşır. Üstelik bu bulaşıcılık öyle bir boyuttadır ki birey, kitlenin çıkarları için kendi kişisel çıkarlarını feda etmeye hazırdır. Onun tabiatına hayli ters düşen bir eğilimdir bu ve bireyin, bir kitle mensup olmadığı sürece kesinlikle yapamayacağı bir şeydir.
... Satı Beye göre, Osmanlıların ilerlemeye niyet ettiği 3. Selim döneminden 31 Mart 1909 olayına kadar ilerlemeyi durdurup ülkeyi geri götürmek isteyenler hep "din" i kendilerine siper yapmışlar ve bu konuda bilgisiz halkın dini duygularını sömürmüşlerdir.
Akif'in görüşleri özetle şöyledir :
Batılılar, ele geçirmek istedikleri bir memleketin halkı arasında önce tefrika(ayrılık, bölücülük) sokarlar ve çeşitli toplumların birbirine düşürüp boğuştururlar. Bu tür oyunlar, özellikle cahilleri kandırır, çünkü cahiller milli menfaatlerin nerede olduğunu göremez ve aldatmacaları kapılıverirler. Biz, eğer tefrika'yı bırakıp birbirimize sarılmazsak, ciddi ve fedakârca çalışıp her alanda güçlünemezsek, yakında çok daha büyük tehlikeler kapımızı çalacaktır! Daha dün parmakla 30'a kadar sayamayan cahil ve "çoban" Bulgarlar, çalışarak ne kadar gelişip ilerlediler ve Osmanlıları yendiler! Biz de görev duygusu yok! Biz, Abdülhamit döneminde sus pus oturduk; şimdi, Meşrutiyet döneminde ise sürekli konuşarak vakit geçiriyoruz! Oysa bütün vücudu duran ve yalnız çenesi isteyen bir millet yaşayamaz! Artık, tamamen mahvolmak istemiyorsak, mutlaka uyanmalı ve çok çalışmalıyız! Batılılar yalnızca zengine ve güçlüye hak verip saygı duyarlar; unutmayalım!