"Son zamanlarda, bilmem neden, bütün sevincimi yitirdim, her gün yaptıklarımı yapmaz oldum. Gerçekten öyle karardı ki içim, dünya, bu güzelim yapı, çorak bir kayalığa döndü gözümde. Hava, o canım başörtüsü dünyanın, şu cömert gök kubbeye bakın, bu yüce tavan altın parıltılarıyla bir şey değil benim için, pis, hastalıklı kokular birikintisinden başka bir şey değil."
"İnsanın kendisi için de böyledir bu;
Çok kez bir kusur olur yaradılışında,
Suçu da yoktur bunda,
Kendi seçmemiştir çünkü doğuşunu.
Olur ya, pek aşırı bir öfkeye kapılıp
Aklın duvarlarını yıkar geçirir,
Ya da ciğerlerine işlemiş bir alışkanlık
Gelir berbat eder en güzel davranışlarını.
Evet, tabiatından ya da bahtından gelen
Bir tek kusurla damgalandı mı insan
Başka değerleriyle bir melek olsa,
Bir insanın olabileceği kadar büyük olsa,
Yalnız o kusurundan ötürü,
Düşer insanların gözünden.
Bir damla kötülük en soylu varlığı
Lekeler ve yıkar bile bazen."
Rahatsız etmek istiyorum kendimi.
Dün düşündüğüme bugün düşman olmak istiyorum.
Başkalarını irdelemeden önce kendimi tanımak istiyorum.
Kim olduğumu öğrenmek, neyi savunduğumu bilmek istiyorum.
Bildikçe, anladıkça daha da merak ediyorum.
Bildikçe aslında daha da iyi farkına varıyorum hiçbir şey bilmediğimin.
Bildikçe daha da büyük sessizliğe dönüşüyor kafamdakiler.
Cibran'ın da dediği gibi "Yalnız bir kez büründüm sessizliğe:
Bir adamın bana 'Sen kimsin?' diye sorduğu gün."
Sahi kimim ben? Yoksa ben bir İsmail miyim?