“Eğer ortak bir hikayenin içinde isek,” dedim, başka kimse olmadığı için kendine, “o nasıl şahsi kalabiliyor ya da ben de eksik olan nedir? Yani nedir mesele nedir?”
Şartlar beni sevgilisini kaybetmiş ve ona bir daha kavuşabilmesi imkânsız biri olarak mecburen kahraman olmaya iter ve duruma uygun bir halet-i ruhiye verebilirdi: Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, korkusuz, yüreği boş bir adam.
Barış Bıçakçı’nın öyküleri, toplumun içerisinde zaman zaman bazen bir kaldırımda, bazen bir pencere pervazında, bazen de bir parkta karşımıza çıkan, bazen ise bizzat kendimizi bulduğumuz insanların yaşantılarını sunuyor bize.
Okurken insana ne çok karanlık, ne de aydınlık düşünceler arasında sıkıştıran bu kitap, tek oturuşta bitirilebilecek ve belki de sizi tekrar tekrar kendisine çekecek bir öykü kitabı.
Baharda yine okuruz. :)
Tezer Özlü ve çocukluk arkadaşı Ferit Edgü arasındaki mektupların uzun yıllar sonra derlenip basılmasından oluşan bu eser, 1966/1985 yılları arasında Tezer Özlü’nün özel hayatı, ilişkileri, dostlukları, hastalığı ve bu dönemde içinde kaybolduğu yaşama, topluma, insanlara ve sanata düşüncelerine ışık tutuyor. Aslında yalnızca karanlık, rutubetli öyküleriyle tanıdığımız Türk Edebiyatının en buhranlı kadın yazarlarından olan Tezer Özlü’nün bambaşka, bizlere benzer bir o kadar bizlerden ayrılan düşüncelerini tanıyoruz bu kitapta.