Haki renkli üniformalardan kopmuş subay düğmeleriyle dağ kristali gerdanlıklar;dişle tırnakla kazılmış siperlerle aşılmaz zannedilen efsane surların temel duvarları, kilit taşları. Zalim bir zenginlikle vakur bir yoksulluğun izleri iç içe. "Çanakkale içinde aynalı çarşı."
Tırnağım camı kesiyor da kalbimi kesmiyor artık benim. Sırtımda yolun bütün yükü, bütün ağrısı. Saçlarım kum karası. Artık hiçbir şeye hayret etmiyorum. Çok derine inmek vurgun getirdi, iyilikten de doğruluktan da yoruldum. Hiçbir şeye eyvallahım kalmadı.
Bir ırmak nerelidir? Doğduğu yerli mi? Yoksa bütün gayesi denize kavuşmaksa, denize döküldüğü yerli mi? Bu anlamsız soru içimde ne kadar büyürse büyüsün neticede her ırmak ancak bu yer'lidir. Bazen sınırın bizatihi kendisi olsa da sınır dinlemez o. Benim toprağımdan doğup senin toprağından batan Kura nehrine kimsenin pasaport sormadığını biliyorsun değil mi?