Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Kayanın dibinde bir kız soyunur
Bir sarışın şimşektir
Çakar kamaşır gözlerim
Uzat ak ellerin gel diye diye
Uzat ak ellerin der beni beni
Bir ses gelir cehennemin dibinden
"Geçti Bor'un pazarı,sür eşeği Niğde'ye"

Trabzon deyince aklıma;
bir salkım karayemiş gelir
Zindan yeşili de gelir aklıma
İçin için kandil kandil ballanır.
Kandiller içinde bir kız.
Bir kandil yanar
Bir kız koşmaya başlar
Yanaklarında amoftaların balı
Dudaklarında karayemişin moru
Göğsünde de ......
ELİNİN KÖRÜ...

21 Mayıs; direniştir, başkaldırıdır, diriliştir...
Tarihin en eski dönemlerinden beri yaşadıkları anayurtları Kafkasya’da eşsiz bir dil ve kültür geliştiren Çerkesler yüzyıllarca süren onurlu bir direnişe rağmen, büyük devletlerin ve Çarlık Rusyası’nın kolonyalist politikaları ve stratejik hedefleri doğrultusunda soykırıma uğradı ve anayurtlarından koparıldı.

21 Mayıs 1864; 300 yıl süren Kafkas - Rus savaşlarının sona ermesi ve Kuzey Kafkas halklarının sürgüne zorlanmasının başlangıç tarihidir.

Savaş boyunca yurtlarını terk etmeye zorlanan Çerkesler savaşın bitimi ile birlikte insanlık tarihinin en büyük ve en dramatik sürgününe maruz kaldılar. Tarihi kayıtlara göre 1.500.000’e yakın Çerkes Kuzey Kafkasya’daki yurtlarından sürülerek Osmanlı topraklarına deniz yoluyla gönderildi. Başka bir deyişle, Çerkes nüfusunun yüzde 70’i sürgün edildi. Sürgün esnasında birçok Çerkes, açlık, susuzluk, hastalık ve çeşitli deniz kazaları nedeniyle yaşamını yitirdi. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. Günümüzde de bu nedenle balık yemekten uzak duran çok sayıda Çerkes olduğu biliniyor. Çerkes yaşlıları, ‘balıkların atalarını yediklerini, balık yemeleri halinde kendi atalarını yiyeceklerini’ düşünerek, balık yemeyi reddediyor.

 1864 yılının Mayıs ayında, Trabzon'daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin Çerkes açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı. Sürgüne tabi tutulan nüfusun en az dörtte birinin yolculuk, kamp yaşamı ve yeni yerleşim yerlerine uyum sırasında öldüğü kabul edilmektedir.

Bugün Türkiye topraklarında yaşayan Çerkeslerin nüfusu hala Kafkasya’da yaşayan soydaşlarının nüfusundan daha fazladır.

 Tüm baskılara, dağılmışlığa, acılara karşın Çerkesler varlıklarını ve kimliklerini koruyor, yaşatıyorlar. Bu nedenle 21 Mayıs'lar, Çerkes halkının yaşama direncinin ifadesidir. 21 Mayıs direniştir, başkaldırıdır, diriliştir.

Bünyamin Müftüoğlu, bir alıntı ekledi.
19 May 01:08 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Trabzon'dur yerumuz
Akça tutmaz elumuz
Hamsi balık olmasa
Nice olurdi halumuz

Anadolu Türkleri ve Musıkî İstikbâlimiz, Mahmut Ragıp Gazimihal (Sayfa 110 - Ötüken Neşriyat, Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinden)Anadolu Türkleri ve Musıkî İstikbâlimiz, Mahmut Ragıp Gazimihal (Sayfa 110 - Ötüken Neşriyat, Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinden)
Murat Ç, bir alıntı ekledi.
 18 May 21:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Padişah Emri Üzerine Hainler Takımının Yaptıkları -1
1) Damat Ferit 7 Nisanda ingiliz Y. Komiserini ziyaret eder, bazı isteklerde bulunur ve amacını açıklar. Bu tutanağın özetini vermiştim, şimdi tamamını aktarıyorum:

”Ferit Paşa, milli hareketi bastırmak programıyla başa geçtiğini belirterek, bu hareketin liderlerine karşı, Padişahın manevi nüfuzundan başka, silah kullanmak kararını açıkladı,

Bandırma bölgesinde Anzavur'dan başka, İzmit, Bolu, Trabzon, Kayseri ve Elazığ taraflarında bazı kişilerin, milliyetçilere karşı sevk edilebileceğini söyledi, Hükümetin Anzavur’u paşa/ığa yükselttiğini belirtti, Anzavur kuwetleri için silah istedi,

Milliyetçiler aleyhine yayımlanacak bildiri ile fetvaları, uçakla Anadolu’ya dağıttırmak için yardım istedi. Anadolu'ya gizli ajanlar yollanması için Y. Komiser yardım vaadetti, Ferit Paşa, tamamiyle İngilizlere uygun bir yol izleyeceğini söyledi. ”

19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da, Turgut Özakman (Sayfa 67 - Bilgi Yayınevi, 10.Basım, İki Cilt Birleştirilmiş)19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da, Turgut Özakman (Sayfa 67 - Bilgi Yayınevi, 10.Basım, İki Cilt Birleştirilmiş)
Siyah Lotus, Dikkat! Koca Aranıyor'u inceledi.
18 May 19:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Trabzon'da geçen olaylar Güllü ve annesi Şakire etrafında kimi zaman komik, Kimi zaman şaşırtıcı şekilde cereyan eder. Tek kızını evlendirmek için çevresiyle iş Birliği yapan Şakire'nin bir de dillere destan standartları vardır koca adayında aradığı. Kendisine bulunan koca adaylarıyla ve anasının tayfasıyla cebelleşen Güllü'nün düştüğü durumlar sizi gülmekten kırıp geçirecek.
Karadeniz şivesinin de oldukça güzel kullanıldığı eğlenceli bu kitabı bilindik mizah kitaplarından farklı şeyler okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Kurunun gerçek olaylara dayanıyor olması da ayrıca ilgi çekici...

bebek
Dün bir haber okudum ve gün boyu aklım orda takılı kaldı. Sizler de muhakkak okumuşsunuzdur. Adıyamanlı bir ailenin bebeği ile Trabzonlu bir ailenin bebeği hastanede karışıyor. Adıyamanlı anne baba esmer, haliyle bebeğin sarışın olmasından şüphelenip başhekimle görüşüyorlar. O da böyle bir karışmanın asla mümkün olamayacağını söyleyip aileyi eve gönderiyor.
Trabzonlu aile bir kaç yıl sonra boşanmaya karar veriyor ve bu arada babanın şüphesiyle de DNA testi yaptırılıyor. Çünkü kendilerine verilen bebek de onların aksine esmer. Ve sonuç aynen düşündükleri gibi çıkıyor.
Derhal doğum yapılan hastane aranıyor ve aynı gün doğan diğer erkek bebeğe de DNA testi yapılıyor. Sonuç Trabzonlu ailenin genleri Adıyaman'daki çocukla, Adıyamanlı ailenin genleri de Trabzon'daki çocukla uyumlu çıkıyor.
Adıyamanlı aile 4 yıl bakıp büyüttükleri çocuğu biyolojik ailesi parçanmış olduğundan onlara vermek istemiyor. Hatta anne " çocuğu alıp ortadan kaybolorum, kendimi öldürür yine de vermem çocuğumu" diyor. Büyüttükleri yavru için diğer aileye velayet davası açıyorlar. Hem biyolojik çocukları hem büyüttükleri çocuk kendilerinde kalsın istiyorlar. Trabzonlu aile de buna haklı olarak yanaşmıyor.
Mahkeme sonucunda, her çocuğun kendi ailesine verilmesine karar veriliyor.
Şimdi ben kendimi ne o ailelerin ne de o çocukların yerine koyabiliyorum. Düşünüyorum Liya hastanede karışmış olsa onu biyolojik ailesine verebilir miydim? Çok zor. Peki bir yerlerde 9 ay karnımda taşıdığım kanımdan olan evladımı yok sayabilir miydim? Çok zor.
Umuyorum ki aileler bir şekilde bir süre aynı yerde yaşayıp çocuklar iyice benimsedikten sonra bu değişim yapılır. Yoksa o yavruların yaşayacağı travmayı düşünemiyorum. Örneğin Amerika'daki emsal davada iki aile de büyüttükleri çocukların kendilerinde kalmalarını tercih etmiş.
Ben de Liya'nın doğumunda günün ilk doğumu olmasını bu yüzden istemiştim. Ne olur ne olmaz diye de İlker'e sıkı sıkı tembih etmiştim " bebek nereye sen oraya" diye. Şimdi bu karışıklığına neden olan görevlilerin alacağı vebali de düşünemiyorum. İnsanoğluyuz hepimiz hata yaparız ama böyle hata olmaz yahu. İki gündür benim aklımdan çıkmıyor o insanlar ne yapsın?
-D.A.

10.İZMİR 1000 KİTAP ETKİNLİĞİ GERÇEKLEŞTİİLİLİLİLİ :D
İzmir 1000Kitap iyi akşamlar diler :)

10. İzmir 1000 kitap buluşmamızı dün Alsancak- Bardak kafe de gerçekleştirmiş bulunuyoruz.Programımız 14:30 gibi başladı. Seçmiş olduğumuz kitap Bell Hooks - Feminizm Herkes İçindir bu ay ki etkinlik kitabımızdı. Çıkış noktamız feminizm olduğu için, bir çok konuya değindik esasında. Kadının ve erkeğin toplumda üstlenmek zorunda olduğu roller, toplumsal cinsiyet eşitliği ve eşitsizliği, ülkemizde kadının toplumda ki yeri, ataerkil sistemin toplumsal cinsiyet üzerinde ki etkileri, bazen makro, bazen mikro boyutlarda bir çok konuyu ele aldık yardırdık, giydirdik, tartıştık :)


Her ne kadar eksikliğini hissettiğimiz arkadaşlarımız olsa da etkinliğimiz epey eğlenceli geçti. Katılım sağlayan çok sevgili dostlarımız Nurhan Işkın , bhmflzf ( Mehmet ) , H∆K∆N Can Özsoy , Oğuzhan Yücel , Elif KY. ve beybimiz Buse ve delikanlımız Erke :) İbrahim (Sisifos) , Li-3 Ayşe* , Arslan erol özler , Celal Uslu , taaa Denizli'den buluşmalarımız için gelen arkadaşımız Serkan Mutlu , Kütüphane kedisi , yağmur bulut , Şeyma Öztürk , OBLOMOV , Ulaş , veeee sırtında çadırı matı Trabzon'dan aramıza katılan arkadaşımız Hakkı her biri çok değerli arkadaşlarımız günümüzü renklendirdiler.

Laf aramızda sahnede bir kaç şiir okuyan arkadaşlarımız da olmadı değil :}
Bundan sonra ki toplantılarımız da okumak isteyen arkadaşların şiirlerini dinlemeye karar verdik :) Şiirini kap gel!

Bir sonra ki etkinlik tarihimiz ; 09.06.2018

Etkinlik kitabı; Zygmunt Bauman - Akışkan Modernite

Etkinlik Mekanı ; Alsancak- Bardak Cafe https://www.google.com.tr/...JpoKHTO9BsEQ_AUIDCgD

Katılım sağlamak isteyen arkadaşları aramızda görmekten memnuniyet duyarız. Bir sonra ki etkinlik için yeni duyuru metni oluşturulacaktır.Katılım sağlamak isteyen arkadaşlar iletinin altına yorum bırakabilir.

Ve son olarak düne dair güzel karelerle iletimizi nihayete kavuşturmak isterim. Aramıza katılan, katılmak isteyip katılamayan herkese teşekkür ederiz, gelecek ay görüşmek dileğiyle :)

Minik Megadeth Erke iş başında;

https://hizliresim.com/nOvYDg

Hararetli konuşmalar oluyor :} Tansiyon bir alçalıyor, bir yükseliyor,

https://hizliresim.com/lOoBQE
https://hizliresim.com/vj0YAO
https://hizliresim.com/A1oZN7
https://hizliresim.com/VrZ2Nq

Tabi ki Feminizm kazandı :P Baba olmak kolay iş değiil!!

https://hizliresim.com/PlRvWN

Bu da etkinlik sonrası After Party grubundan :P Bu grup eğlenmeyi biliyor benden söylemesi :D

https://hizliresim.com/A1oZPX

Akşam güneşi diyorum , siz anladınız :P

https://hizliresim.com/1J9jOA

Şimdilik sağlıcakla kalın, bir sonra ki etkinlikte herkesi bomba gibi bir arada bekliyoruz :)

Şeyma Öztürk, Kadından Kentler'i inceledi.
 10 May 20:42 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Bugün farklı bir yolculuk yapacağız sizlerle Sevgili Okur. On altı kenti gezeceğiz hep birlikte. Kentleri gezeceğiz dediysem tarihi mekânlarını, doğal güzelliklerini sanmayın sakın; bir farklılık yapıp bu kentlerde yaşayan pek çok kadının dünyalarını ziyaret edeceğiz. On altı farklı kent, farklı kadınlar ve bambaşka hayatlar... Hoşgeldiniz Kadından Kentler’e...

İlk durağımız hafif esen rüzgârıyla, Kordon’u, Alsancak İskelesi, vapuru, gevreği ve boyozuyla güzel İzmir. Tüm bu güzelliklerin içinde bir güzelle karşılaşıyoruz: Nurhayat. Yaşadığı on yedi yıl boyunca benliğinin farkında olmayan ve farkında olmadığından dahi bîhaber olan Nurhayat... Ama herbirimizin hayatında bir kırılma noktası vardır hani, hiçbir şey o noktadan sonra eskisi gibi olmaz. İşte Nurhayat da, ‘Emin olmak ne demekti? Bir kadın ne zaman emin olurdu? Zaman en çok ne zaman bilinirdi?’ diyerek kendini keşfetme öyküsünü sunuyor bizlere.

Bu uzun yolculukta otobüs ağır ağır ilerlerken cama başımızı yaslamış geçen zamana rağmen bir insanın kendini keşfedememesinin verdiği acıyı düşündüğümüz sırada Adana tabelası çarptı gözümüze. İş seyahati için kısa bir süreliğine İstanbul’dan Adana’ya gelen Emine ve Adana’da yaşayan arkadaşı Gülsüm giriyor kadrajımıza. Geçen zamanın herkesi farklı yöne sürüklediği, farklı insanlar hâline getirdiği ve hiçbir şeyin geçmişteki gibi kalmadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz Adana sıcağında. ‘İnsanlar aynı biçimde, aynı yönlere doğru değişmiyorlardı. Çoğu kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenmeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı. Sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse, hayat daha gerçek, dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı.’ diyerek bu gerçeği bir kez daha vurguluyordu Emine.

Adana’dan sonra Trabzon’daydık artık. O sırada umutsuzluğun başkenti olan Trabzon... Kendi memleketinde doktorluk yapan Sevgi’yle tanışıyoruz. Umutsuzluğun, tükenmişliğin, yarı yolda bırakılmanın bir insana neler yaptırabileceğini seyrediyoruz. ‘Umut demek, bir hayat demek...’ diye tekrar ederek Bursa’ya doğru yola koyuluyoruz.

Esme, İrem, Engin ve Tülin var sahnede. Sürekli kendi isteklerini ön plâna alan ve önceliklerini gerektiği gibi ayarlayamayan bir kadının evlilik hayatını kendi elleriyle nasıl sarstığını dinliyoruz. Tüm olumsuz sonuçlara rağmen günün birinde bir eşyanın, bir şarkının, bir kokunun, bir kıyafetin insanı hangi hatıralara götürebileceğine tanık oluyoruz. Kimi zaman güzel, kimi zaman da kötü hatıralar...

Sıra Samsun’a geldi tabii. Samsun’a gelin giden Songül ve onu ziyarete gelen ablası Şengül’le eski bir Rum evindeyiz. Songül’ün eşi Hüseyin ve kayınpederi Eşref Bey’i de unutmayalım. Tüm bu manzara, ne de çok şey çağrıştırdı zihnimizde. İnsan kendinde var olan bir yarayı bir başkasında var olan aynı yarayla onarmaya çalışır dedik kimi zaman. Onarılır mı gerçekten, orası muamma. Kimi zaman da tanıdığımızı düşündüğümüz insanları gerçekten tanıyor muyuz?, diye geçirdik içimizden. Sahi bütünüyle tanıdığımızı sandığımız kaç insan günün birinde beklenmedik şeyler yapan insanlar arasına katıldı? diye düşünürken Amasya’ya gitme vaktinin geldiğini öğrendik.

Güzel, Nihal, Melek ve Zuhal’le kesişiyor yollarımız. Kimi doyumsuzluğun, kıskançlığın, kimi de fedakârlığın simgesi oluyor gözümüzde. Her ne kadar geçmişte de kalsa, bazı olaylar peşimizi, zihnimizi bırakmıyor ne yazık ki. Hatırlamak istemediğimiz pek çok anı gelip yerleşiyor belleğimizin merkezine. İşte bu dört kadın bu anılarla yüzleşiyor bir anlamda.

İşte yolculuğun en sevdiğim kısmına geldik Sevgili Okur. Ankara’dayız, mütevazı bir evde... İsmini bilmediğimiz her konuda mükemmel bir kadın ev sahipliği yapıyor bize. Hani bazen insanın canı sıkılır, birileriyle dertleşmek, birilerine danışmak ister. Bazen de mutluluktan içi içine sığmaz, biriyle paylaşmalıdır bunu. İşte tüm bu anlarda muhatabınızın sizi anlayacak, sizinle üzülüp sevinecek biri olması çok önemlidir. Hatta sessizliğinizi bile paylaşabilmelidir yeri geldiğinde. Kaçımızın etrafında böyle bir insan vardır ki? İşte isimsiz karakterimiz tam da böyle biri. Kaliteli ve samimi bir insanın dokunduğu bir hayat var satırlarda. Böyle insanlar bulsun hepimizi diyelim ve Sinop’a geçelim.

Pek çok şehirde olduğu gibi Sinop’ta da Seher ile birlikte hatıralar çıkıyor karşımıza. Bir insanı, bir anı anımsatan maddi-manevi hatıralar... Ve bu hatıralara fazlaca bağlanmanın ardından gelen hayal kırıklığı... Bir şeylerin eksilmesine rağmen hiçbir şeyin değişmediğine, her şeyin aynı şekilde sürüp gittiğine inanma isteği...

Pek çok hikayeyle akıp giden yolculukta kısa bir mola: Afyon İkbal Dinlenme Tesisleri’ndeyiz. Kanat Turizm’le yolculuk eden Meltem var masalardan birinde. Bir mola yerinde eski dostu Serap’la buluşturuyor kader Meltem’i. Arzu edilmeyen bir rastlantının hatıra getirdiği kocaman bir geçmiş çıkıyor gün yüzüne. Hiçbir hayatın karşılaştırılmayacağını, yarıştırılamayacağını öğretiyor bizlere Meltem.

Meltem ve Serap’ı o masada bırakıp Neşet Ertaş’ın memleketi Kırşehir’e geçiyoruz. Birbirini hiç tanımayan ama aynı hikâyede buluşan iki kadın: Hayat Hanım ve Tülay. ‘Belki eşyaların da kalbi vardı.’ diyerek, bir insanın bir diğerine eşyaların diliyle bıraktığı hayat dersini okuyoruz.

Eşyaların sözsüz dilini çözmeye çalışırken Erzurum’da bu kez bir yığın fotoğraf yayılıyor önümüze. Yıllarca yakınımızda olan bir insanı tanıyamamış olmanın acısıyla fotoğraflardan medet ummak... Fotoğrafların dili olsa da annemi bana anlatsa, demek... Aslında en başta kendini tanıyamamak... Bir insan kendini tanıyamadan bir başkasını nasıl anlayabilirdi ki? Suna bunu hiç düşünmemişti anlaşılan.

Suna’yı kendiyle başbaşa bırakıp Diyarbakır’a seğirtiyoruz. Diyarbakır deyince şehirde yıllardır bitip tükenmeyen olaylar hücum ediyor zihnimize. Gazetecilik yapan Aslı karakteriyle birlikte şehirde var olan siyasi meselelerin yıllardır değişmediğini ve kimi zaman da birbirini yıllar evvelinden tanıyan insanların arasını açtığını görüyoruz.

Diyarbakır’daki manzara içimize hüzün ekmişken Kayseri’deki insanların sıcaklığı içimizi ısıtıyor. Lüks Terzi’nin kızlarıyla müşerref oluyoruz. Her şeyin, özellikle de duyguların bir kıymetinin olduğu günlere gidiyoruz. Pek çok kadın figürü var karşımızda ama sözünü sakınmayan, şen şakrak Nebahat Abla bir başka. Yine geçmişin değerli günlerine bir özlem havası esiyor derinden. Hani insan bazı anlarda kalmak ister bazen, işte öyle bir zaman dilimi var satırlarda. Sımsıcak, içten ve katıksız...

Bu denli güzel duygular hissederken Gümüşhane’deki nefrete, bencilliğe dahil olmak ağır geliyor. Vicdanı rahatlatmak için yapılan davranışlar, alelade sözler ve hiçbir şey olmamışçasına hayata devam etmeler... Hepsini Füsun bizzat gösteriyor bizlere.

Gümüşhane’de şahit olduğumuz bu olumsuz anların ardından Mersin’e uzanıyoruz, tantunicinin karısıyla tanışmaya. Bir hayal uğruna darmadağın olmuş hayatın insana ne bedeller ödettiğini görmek acı veriyor insana. Tanımadığımız halde çok çabuk yargıladığımız insanların ileride bize neye mal olacağını görmek ise daha da acı verici olsa gerek... Bilmediğimize düşman olmaktansa tanımayı, anlamayı tercih etmek gerek diyoruz bir kez daha.

Yolculuğun sonuna gelmişiz meğer. Son durak İstanbul, Esenler Otogarı Sevgili Okuyucu. Her birimiz şahit olduğumuz hayatların, tanıdığımız kadınların etkisinden henüz çıkamamışken ağır ağır terkediyoruz koltukları. Otobüsten inip zemine adımımızı attığımız anda inanılmaz bir sürprizle karşılaşıyoruz. Yorgunluğun verdiği etkiyle, gözlerimizi ovuşturup diğer yandan karşımızdaki manzarayı idrak etmeye çalışıyoruz. Hepimizin dilinden bir cümle dökülüyor; ‘Ne sürprizdi ama!’ :)

İşte böyle bol sürprizli, akıcı mı akıcı, her satırda düşündüren, duygulandıran enfes bir yolculuktu bizimki. Bu yolculukta bana eşlik eden, kitabı birlikte okuduğum arkadaşım Selman Ç.
ye de yolculuğuma renk kattığı için
teşekkür ediyorum. :)

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
 09 May 21:27 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Şair Halil Nihat Boztepe (1882-1949) Trabzon askeri rüştiyesinde öğrenci iken, Arapça dersinde hoca, okunan metinde geçen "Kâle Resulullah" ifadesini, Peygambere hürmetle bağdaşsın diye hep "Peygamber buyurdu ki" diye tercüme ediyor, talebeler de aynı şeyi yapıyormuş. Başka bir Arapça dersinde geçen "Kâle’ş-şâiru" sözünü de öğrencinin biri "Şair dedi ki yerine", "Şair buyurdu ki" diye çevirmiş. Birkaç sefer buna ses çıkarmayan hoca en sonunda patlamış:

- Ulan senin şair dediğin peygamber mi ki, buyurdu diyorsun! O da senin gibi sersemin biri! Buyurdu değil, dedi de, dedi!

Tarihten Günümüze Espri ve Fıkralarıyla Ünlüler, İsmail ÖzcanTarihten Günümüze Espri ve Fıkralarıyla Ünlüler, İsmail Özcan